Ali Arıkan yazdı: Kıyıda Köşede Kalanlar

Cumartesi, 20 Şubat 2016 11:22

ALİ ARIKAN

Her zaman olduğu gibi, geçen hafta da kendimi popüler kültürün fırtınalı sularında yüzerken buldum. Fakat karşılaştığım dalgaların hiçbiri tek başına bir yazıyı hak etmiyor. Onun için bu yazımda hap halinde, kapsül kapsül, birkaç tane dikkatimi çeken eserle ilgili düşüncelerimi paylaşacağım. İşin ilginç tarafı üçü de doksanlardan geriye kalan birer hatıra…

Deadpool

Bu filmi on dört yaşında izleseydim hayatımda gördüğüm en iyi film olduğunu iddia edebilirdim. Yok be, o zaman bile böyle bir şey söyleyecek kadar salak değildim. Ama severdim herhalde. Tam doksanların ortasındaki çizgi roman mantalitesine uygun bir film. Bir de tam süper kahraman çizgi romanlarına bayılan tipler için biçilmiş kaftan. Onların fantezilerini gerçeğe dönüştürmek için filme alınmış gibi. Güzel kızların peşine düşen kötü çocukları pataklayarak para kazanan yakışıklı ve karizmatik bir kahraman. Sonra süper güç kazanıyor ama çok çirkin oluyor. Fakat espritüelliği elden bırakmıyor ve rezalet suratına rağmen taş gibi sevgilisi onu sevmeye devam ediyor. Asosyal çizgi roman geek’lerinin ağzının suyu akmıştır. Bir de filmin popüler kültüre göndermeleri 10 sene geriden geliyor. Meredith Baxter Birney ile ilgili şaka var. Müzikler doksanların sonu, 2000’lerin başından. Garip.

deadpool1-gallery-image

-

American Crime Story: The People v. O.J. Simpson

Baştan itiraf edeyim, dizinin yazarlarından Larry Karaszewski arkadaşım. O ve Scott Alexander’ın yazdığı diziye baştan tav olmamın bununla bir ilgisi yok ama. The People v. O.J. Simpson , daha ilk sahnesinden asrın davası diye konuşulan OJ Simpson cinayet destanının üstüne oturduğu, Amerika’daki şöhret fetişizmi ve ırkçılık sorununu o kadar güzel anlatıyor ki. Fakat dizinin belki de benim için en mükemmel detayı Nelson Cragg’in sinematografisi. Los Angeles’ın aynı zamanda hem her şeyi anlatan hem de inanılmaz boğucu olan o garip güneşini bu kadar iyi yakalamış olması gerçekten şahane. Oyuncular da çok iyi; özellikle John Travolta ve David Schwimmer.

thr01-oj-feature

-

The X-Files

1990’ların belki de en önemli dizilerinden biriydi The X-Files. Sonra biraz sapıttı belki ama özellikle Fox Mulder ve Dana Scully’nin aralarındaki ilişki diziyi aşıp kültürel bir fenomen haline geldi. Altı bölümlük bir mini diziyle ekranlara birkaç hafta önce döndü ve ne diyeyim, ben çok sevdim. Nostaljiden de öte bir değeri olduğuna inanıyorum. Bir kere dizinin temelindeki “uzaylılar bizi sömürmeye geliyor, kaçın dostlar” felsefenin yerine, çok daha ayakları yere basan bir komplo teorisinin merkeze alınması iyi olmuş. Aynı şekilde dizinin en şaşalı zamanlarında hayranlarının “uzaylı”larla olan bölümlere tercih ettiği “haftanın canavarı” bölümleri de harika. Özellikle dizinin belki de en iyi senaristi olan Darin Morgan’ın yazdığı “Mulder and Scully Meet the Were-Monster” tüm X-Files bölümleri arasında ilk yirmiye girecek kadar iyiydi. Devam eder mi, daha tam belli değil ama etmesini izlerim.

x-files

-

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 257. sayısını indirmek için

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play