Ali Arıkan yazdı: “Güç Uyanıyor: Uzayda Temcit Pilavı”

Cumartesi, 19 Aralık 2015 12:36

ALİ ARIKAN

Star Wars: Güç Uyanıyor’u izlerken Umberto Eco’nun Casablanca’yla ilgili yaptığı bir gözlem aklıma geldi. Eco’ya göre Casablanca bir kült filmdir; yazar burada “kült film” tanımını normalde kabul edilen anlamından biraz farklı kullanır. Ona göre Casablanca genel olarak bakıldığında iyi bir sanat eseri değildir (hadi oradan); bunun yerine film ayrı ayrı çok iyi sahnelerin bileşimidir. Bu tezi devam ettirerek Eco, Casablanca’yı tekil bir film olarak değil sinema sanatının ta kendisi olarak tarif eder. Bir Star Wars filminin eleştirisine Umberto Eco’dan alıntıyla başlamak biraz gereksizce iddialı gelebilir ama ne yaparsınız, durum bu.

Neyse, filmi izlerken Eco’nun bu yorumunu düşündüm çünkü Star Wars: Güç Uyanıyor da tekil bir film değil. Ayrı ayrı bakıldığında insanın aklında kalan sahne ve anlardan oluşuyor ama toplamda eli yüzü düzgün bir film olamıyor. İlk iki Star Wars üçlemesi hem Doğu hem de Batı mitolojisinden esinlenmiş, sinema tarihine nostaljik bir saygı duruşuydu. Bu yeni film ise ilk iki Star Wars filmine nostaljik bir bakış. Hikâyenin detaylarındaki tekrarlar 1977 ve 1980’de yapılan filmlere gönderme yapmıyor, birebir kopyalıyor. Neredeyse her karakterin, her detayın, her anın eski Star Wars filmlerinde bir paraleli var. Tahmin edemeyeceğimiz heyecanlar yaşatmaktansa, bildiğimiz hazları vermekle yetiniyor. Kalbim taştan yapılmamış, etkilendiğim anlar oldu. Ama burada mevzubahis olan Star Wars. İnsan çok daha başka bir şey bekliyor.

image_2769ed9c

Burada George Lucas’ın vizyonunu göz ardı etmemek gerek. 1999-2005 arasında çektiği “prequel” üçlemesini beğenmeyenler beğenenlerden çok (genel olarak ben ikinci gruba dâhilim). Ama adam en azından hepsinde farklı şeyler yapmakta, seyirci ve hayranlarının bazen beklentilerinin zıddına gitmekte ısrarcı oldu. Star Wars: Güç Uyanıyor’da beklentilerin dışında hiçbir şey yok. Şahsen ben filmin baştan sona bütün hikayesini biliyordum. Onun için öyküde beni şaşırtacak hiçbir şey yoktu. Filmle ilgili hiçbir şey bilmeseydim bile her şeyi tahmin edebilirdim; hayranlar ne beklerse bu film onu veriyor. Felsefi olarak çocuk yerine konulmaya karşıyım; bir sanat eserinin en önemli görevlerinden biri sarsıcı ve düzen bozucu olması. Yeni Star Wars’un tek amacı hayranların gönlünü hoş tutmak.

Bu yaklaşımın pek çok sorumlusu var ve filmin senaryosunu Lawrence Kasdan’la birlikte yazan yönetmen JJ Abrams bunlardan sadece biri. Abrams’ın zaten en büyük yeteneği yıllanmış şarapları yepyeni şişelerde piyasaya sürmek. Görevimiz Tehlike serisi için de bunu yapmıştı, Uzay Yolu için de. En azından onlarda çizgilerin dışına çıkma cesaretini gösteriyordu. Buradaysa titiz ve kendinden emin bir edayla sadece çizgilerin üstünden geçmekle yetiniyor. Bunun sebebiyse bence açık. 2012 yılında Disney’nin, Lucasfilm’i 4 milyar dolara satın almasının tek amacı Star Wars’u (ve daha sonra Indiana Jones’un) para basma makinesi olarak kullanmaktı. Şirketin başındaki Bob Iger ve Lucasfilm’in patronu Kathleen Kennedy yeni filmler için kafa kafaya verdiler; arkalarına da hikaye geliştirmek için küçük bir ordu aldılar. Lucas’ın devam üçlemesi için olan fikirlerini çöpe attıktan sonra da bu yeni üçlemenin hikayesini geliştirmeye başladılar. Komite tarafından tasarlanmış ata deve derler. Lucas’ın prequel üçlemesi biraz çirkin bir attı belki. Ama Star Wars: Güç Uyanıyor çirkin bir deve. Bu benzetmeyi devam ettirirsek, yapması gerekeni yapıyor. Ama bu işi yaparken onu izlemek pek de iç açıcı değil.

gf0101_5e5ec649

 

Nedir peki Güç Uyanıyor’un yapması gereken? Prequel’ların zamanın ruhunda bıraktığı kötü tadı alıp Star Wars’u eski havalı haline geri götürmek. Bunun için de film ilk üçlemede başarılı olmuş ve kimsenin unutamadığı her yemeği ısıtıp yeniden masaya koyuyor. Han Solo ve Leia Organa’nın geri döndüklerini zaten fragmanlardan görmüştük. Han Solo’ya benzer becerikli mi becerikli bir pilot daha var bu sefer. İlk filmde Alec Guinness yaşlı bir bilgeyi mi oynamıştı? Alın size Max Von Sydow, o da başka bir yaşlı bilge. Maskeli cani Darth Vader’ı çok mu sevmiştiniz? Alın size başka bir maskeli cani, ama bunun boyu biraz daha uzun. Luke Skywalker gibi içindeki gücün farkında olmayan bir yetim mi arıyordunuz? Eyvallah, ondan da verelim. Çöl gezegenini çok mu sevmiştiniz? Bu da başka bir çöl gezegeni? Her yeri karlarla kaplı bir dünyayı mı özlediniz? Alın size her yeri karlarla kaplı bir dünya, ama bu sefer etrafa birkaç ağaç da serpiştirdik. Ölüm Yıldızı ne güzel bir zamazingoydu değil mi? Alın size üçüncü Ölüm Yıldızı, ama bu ilkinin on katı ve tek bir gezegeni değil, bütün bir sistemi yok edebiliyor. Yoda ve İmparator ölmüştü, a dostlar. Alın size on metre boyunda yandan yemiş bir İmparator kopyası; onun felsefi zıddıysa turuncu, minnacık bir yaratık. İlk filmin ucubelerle dolu bar sahnesini kim unutabilir. İşte yepyeni ucubelerle dolu başka bir bar. Her detay eskisinin biraz daha büyüğü, biraz daha hızlısı, biraz daha yoğunu.

image_b654d32e

İlginçtir, filmin genel olarak görüntüsü, insanı huşu içinde bırakmamak için elinden geleni ardına koymuyor. Bu da yine prequel’lardaki bilgisayarla yapılmış gezegen ve görüntülerin zıddına gitmek için gerçekleştirilmiş bir tersine mühendislik örneği. Yaklaşım olarak çok da kötü bir şey değil bu ama ortada iki sorun var. Prequel filmlerinin pek çok konuda falsosu vardı, amenna, ama izlemesi, sadece ekrana bakması bile çok zevkliydi. Orijinal üçlemede teknolojinin gelişmemiş olmasından dolayı yapamadığını Lucas, normal hayatta göremeyeceğimiz ortamlar yaratarak prequel’larda başarmıştı. Gerçek hayata döndürelim diye pek de numarası olmayan orman, kır, bayır gibi ortamlar kullanılmış filmde. Dışarda çekilen sahnelere kasvetli, insanın içini sıkan, “yağmur yağmasına beş var” diye bağıran bir hava hakim. Bu, filmde olacakları önceden ima eden bir yapım detayı diyenler olacaktır ki yemezler. Öyle bir atmosfer yaratmıyor bu sahneler. İnsanın aklına sadece “öğleden sonra saat dörtte güney batı Londra’daki gökyüzü” geliyor çünkü ne de olsa o saatlerde tam da oralarda çekildi film. Şatafatsız olacağız diye kasmışlar da kasmışlar ama biraz ileri gitmişler, yavan olmuş.

Star Wars: Güç Uyanıyor’u hayranların en alçak beklentilerini karşılamak için ince ince hesaplanmış ahlaksız bir teklif olmaktan çıkaran birkaç detay var ki onların da hakkını vermek lazım. Bir kere JJ Abrams (ve filmin kastinginin başındaki Nina Gold) harika bir iş çıkarmış. John Boyega ve Daisy Ridley’nin harikulade bir kimyası var. Oscar Isaac’in zaten çok iyi bir aktör olduğunu biliyorduk; burada altın kalpli pilot rolüne pek iyi uymasa da (ne de olsa adamın yüzünde kaportacı Tahir Usta sinsiliği var) gelecek vaat eden bir performans. Adam Driver’ın oynadığı yeni “Darth Vader” Kylo Ren baştan sona “kafamda deli sorular” nakaratını söylüyor; içindeki fırtınaları zırt pırt dışa vuruyor ama karakter kötü yazılmış olsa da Driver’ın oyunculuğu müthiş. Harrison Ford ve Carrie Fisher’ı doğallıktan yoksun buldum; paylaştıkları iki üç sahnede de garip bir uyumsuzluk var ama otuz küsur yıl sonra bu karakterleri dev ekranda görmek bile yetiyor. Disney’nin beni bazı yerlerde tavladığını baştan itiraf etmiştim.

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 248. sayısını indirmek için

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play