Ali Arıkan yazdı:” Ayna Ayna Söyle Bana:Black Mirror”

Salı, 8 Kasım 2016 15:09

Ayna Ayna Söyle Bana: Black Mirror

Televizyon dizilerinin mantar gibi çoğalması ister istemez hepsini çıktıklarında izlemeyi imkansız kılıyor. En azından benim için böyle. Zaten bazı dizileri herkes konuşurken değil de zamanın ruhu onları biraz geçtikten sonra izlemek daha sağlıklı. Gaza gelmiyorsunuz. Neyse, Netflix’te üçüncü sezonu bir hafta kadar önce başlayan İngiliz dizisi Black Mirror’ın öyle veya böyle beş yıldır geyiği yapılıyor. Artık zamanı geldi deyip geçen tüm bölümlerini iki günde izledim. Zaten televizyonun altın çağını yaşadığımız saçmalığına fitil oluyorum; Black Mirror da bende alerji yaptı. Tatlı su distopyası.
Bu görüşümle Bambi’nin annesini vuran avcıdan bir nebze daha az popüler olduğumun farkındayım. Zaten Facebook’ta filan konuyu tartıştığım arkadaşların büyük çoğunluğu da benimle aynı fikirde değildi. Kimse kusura bakmasın. Eppur si muove. Bu kral çıplak.
İzlemediyseniz (ki izlemenize gerek yok), Black Mirror, Charlie Brooker tarafından yaratılmış bir antoloji dizisi. Her bölümünde ayrı bir hikaye ve teknolojinin kişiler ve toplum üzerinde nasıl bir etki yarattığını, onların en kötü içgüdülerini nasıl dışarıya vurmaya sebep olduğunu filan anlatan yandan Alacakaranlık Kuşağı tadında hikayeler bunlar. Brooker, inanılmaz sinir eden bir tavırla dizinin “şu anki yaşamımızla ilgili” olduğunu belirtip “dikkatli olmazsak on dakika sonra başımıza gelecekleri” de anlattığını ekliyor.
Teker teker bölümlerin üstünden geçmek istemiyorum ama hadi ilk bölümle başlayalım. İngiliz kraliyet ailesinin en popüler üyesi kaçırılıyor. Kaçıranlar bir ültimatom veriyorlar: “Birkaç saat içinde prensesin ölmesini istemiyorsanız, İngiliz başbakanı televizyona çıkıp bir domuzla olunabilecek en yakın münasebeti kuracak.” Şimdi buraya kadar tamam. İlginç de bir çıkış noktası. Fakat bundan sonrası sadece o başbakanın o hayvanla haşır neşir olmasını sağlamak üzere kurulmuş saçmalıklar ağı. Bu gibi satirik öykülerden ibret aldırabilmek için alternatif hiçbir seçeneğin başarılı olmayacağının nedeni tamamen su geçirmez olmalı. Böyle bir şey yok. Bir ara kızı kaçıranlar bir parmak kesip gönderiyorlar. Kimsenin aklına parmak izine bakmak gelmiyor mesela. Fars nedir? Adamın dolaba girmesi lazım çünkü girmezse ölecek. Ama karısının adamın dolaba girmesini engellemesi şart, çünkü sevgilisi içerde. Bu kadar. Bu hikayede böyle bir çıkmaz yok. Hikaye baştan sona doğru ilerlemiyor, Brooker’ın kafasındaki sonun gerçekleşmesi için sondan başa gidiyor. Bu şekilde inşa edilen hiçbir hikaye iyi olmaz. Bu kadar net.
Diğer bölümlere bakınca da hep aynı tatlı su ibretlikleri… Hepimiz çalışıyoruz ama ne için? Aslında biz de köleyiz. Akıllı telefonlar aslında bizi aptal yapıyor. Sosyal medya hayatımızı esir aldı. Kaybettiklerimizi yapay yollardan geri kazanmak istiyoruz ama hiçbir zaman eskisi gibi olmuyor. Kıskançlık da pek kötü şey. Yok ya? Vay be. Bunların hiçbiri hiçbir zaman aklıma gelmemişti benim. Gözüm açıldı. Huzura erdim. Derviş oldum.
Black Mirror’ın sorunu şu: anafikir yüzeye çıkıyor, hikayenin kendisi oluyor. Bir derinlik kesinlikle yok. Modern fabl diyorlar bu diziye ama Ezop’un fabllarında öyle kör kör gözüm parmağına dersin ne olduğunu söylemez ki. Karınca ve Ağustosböceği hikayesi yerine Ezop “zor günler için tasarruf yapmalısın oğul” deyip geçseydi neredeyse 3000 yıldır o hikayeyi çocuklarımıza anlatmayacaktık. Bu işte biraz nüans, biraz hoşluk olmalı. Bunlar yok Black Mirror’da. Diziyi izlemek, üstüne atasözü yapıştırılmış balyozla dövülmeye benziyor.

Tags