Ali Arıkan Yazdı: 2016’da Ne İzleyeceğiz? (Bölüm 1)

Cumartesi, 2 Ocak 2016 14:34

ALİ ARIKAN

Yeni yılın ilk günlerinde gözümüz 2016 izleyeceğimiz filmlere gidiyor. Bakalım önümüzdeki aylarda bizi neler bekliyor?

Silence

Martin Scorsese’nin çocukluğunda Katolik papazı olmak istediği çok anlatılan bir detaydır; yönetmenin genel olarak din ve inanca olan ilgisi de zaten apaçık ortada. Bu sebepten dolayı yeni filmi Silence’ın Scorsese için çok kişisel bir yapım olacağını hissediyorum. Başrollerinde Liam Neeson ve Andrew Garfield’ın oynadığı film, Shusaku Endo’nun 1980 yılında çıkan romanından uyarlanmış. 17. Yüzyıl’da geçen filmde Garfield, 10 yıl önce Hristiyanlığı yaymak için gittiği Japonya’da kaybolan eski üstadı Neeson’ı bulmakla görevlendirilen bir Cizvit papazı oynuyor.

Joy

David O. Russell’ın Amerika’da tam da Noel günü gösterime giren yeni filmi, 2016 Oscar’larında boy göstermek istediğini de böylece ispatlamış oldu. Zaten The Fighter’dan beri de yönetmenin her filmi ödül sezonunun en çok beklenenleri arasında. Fakat bu seneki ödül sezonunda film en iyi kadın oyuncu ve senaryo dışında pek bir şey alamayacak gibi. Bizde de yine yeni yılda vizyona girecek. Yeni filmi Joy’da başrolde yine yönetmenin son yıllardaki ilham perisi Jennifer Lawrence var. Lawrence, kendi kendine sıkmalı yer siliciyi bulan Joy Mangano’yu oynuyor. Diğer rollerdeyse hem Russell hem de Lawrence’la birlikte çalışmış Bradley Cooper ve Robert De Niro ile Carlos’tan sonra yıldızı sönmek bilmeyen Edgar Ramirez var.

The Revenant

Michael Punke’ın 2003 tarihli aynı adlı romanının kelime anlamı “ölümden dönen”e tekabül ediyor. İlk çıktığında çok tutulan bu Western, 19. Yüzyılda geçen bir intikam hikayesi. Kürk için hayvanları tuzağa düşüren Hugh Glass ve üç arkadaşı bir ayının saldırısına uğrarlar. Saldırı sonucu Glass çok ağır yaralanır; arkadaşları da hem soğuktan hem de etraflarını saran hayvanlardan kurtulmak için onu orada bırakırlar. Fakat Glass ölmez ve ona ihanet eden yoldaşlarından intikam almak için yola koyulur. On yılı aşkın bir süredir yapım sürecinde olan filmin yönetmeni Alejandro González Iñárritu. Hugh Glass’ı Leonardo DiCaprio oynuyor; diğer rollerdeyse Tom Hardy, Will Poulter ve Domhnall Gleeson var.

 

Hail, Caesar!

Yeni bir Coen Kardeşler filmi her zaman yılın en önemli sinematik olaylarından biridir ve bu sene de farklı değil. 1930’lar Hollywood’unda büyük bir stüdyonun başkan yardımcılığını yapan Eddie Mannix, en yeni projesinde başrolü oynayan dünyaca ünlü aktörün kaçırıldığını öğrenir. Bu muazzam sorunu çözmek için bir günü vardır. Coen’lerin trajikomedi ve komedi arasında gidip gelen kariyerlerindeki bu son durak Hollywood’un eski tip farslarını andırıyor. Filmin başrollerinde George Clooney, Josh Brolin, Tilda Swinton, Scarlett Johansson, Channing Tatum, Jonah Hill, Ralph Fiennes ve Frances McDormand var.

Ghostbusters

80′li yılların efsanevi filmlerinden Ghostbusters’ın yeni versiyonunda hayaletler Manhattan’ı ele geçirmek geri dönerken bu sefer kadınlardan oluşan Hayalet Avcıları, şehri yok etmeye kararlı bu paranormal tehdidi bitirmek için bir araya geliyor. Paul Feig’ın yönetimindeki filmin başlıca rollerinde Kristen Wiig, Melissa McCarthy, Leslie Jones, Cecily Strong ve Kate McKinnon bulunuyor.

Carol

Gerilim romanlarının üstadı Patricia Highsmith’in bizzat yaşadığı deneyimlerden yola çıkarak yazdığı 1952 tarihli romanı, 11 yıllık bir yapım sürecinden sonra beyazperdede. Ve Oscar’ın en büyük adaylarından – en azından kadın oyuncu dallarında. Velvet Goldmine‘nın ardından 2000’li yıllarda imza attığı Cennetten Çok uzakta, Beni Orada Arama gibi yapımlarla tanıdığımız Todd Haynes’in yönetmenliğini üstlendiği yapımı Patricia Highsmith’in romanından uyarlayan isim ise Phyllis Nagy. Filmin başrollerini ise Rooney Mara ve Cate Blanchett paylaşıyor. Orta yaşının güzelliğini süren Carol; 1950’lilerin New York’unda pek çok Amerikalı kadının imreneceği bir hayat sürmektedir; sosyetenin tanınmış, zengin isimlerinden. Evli olmasına rağmen kocasından boşanmak istiyor ve kızının velayetini alabilmek için savaş vermekte. Therese ise henüz yolun başında genç bir kadın. Bir butikte mağaza görevlisi, günlerini sıradan bir şekilde doldururken, bu koca şehirde kimliğini aramakta. Bu iki farklı dünyaya ait kadının yolları Manhattan’daki bu lüks butikte kesişiyor. Bu film süper.

Doctor Strange

Marvel’ın süper kahramanlarından size gına gelmişse önümüzdeki yıl daha da fena olacak. Bir kere üçüncü Kaptan Amerika filmi var; filmde Demir Adam’la kapışacak. Onun dışında Marvel bu yıl ilk defa büyü, sihir, efsun gibi fantastik olaylara girecek (Thor sayılmaz). Kariyeri parlak ama çok kibirli bir cerrah olan Stephen Strange, bir kazadan sonra ellerini doğru dürüst kullanamayacak hale gelmesi sonucu Tibet’e gider. Ne tesadüftür ki orada dünyanın en büyük büyücüsüne dönüşür. Filmde Doktor Strange’i İngiliz oyuncu Benedict Cumberbatch canlandırırken filmin yönetmen koltuğuna ağırlıklı olarak korku-gerilim projelerinin aranan ismi haline gelen Scott Derrickson üstleniyor.

In the Heart of the Sea

Nathaniel Philbrick’in 2000 senesinde yazdığı kitap İngiltere’de 2001 yılında yayınlanmış; ben de Kasım’ın soğuk bir Cumartesi’si bir oturuşta okumuştum. Beni acayip etkileyen kitaplardan biridir. Yıl 1820. Essex adlı bir balina avlama gemisi, Pasifik Okyanusu’nda dev bir ispermeçet balinasının saldırısına uğruyor ve paramparça oluyor. Faciadan kurtulanlar filikalarla Güney Amerika’ya ulaşmaya çalışıyor ama açlık ve susuzluk başlarına daha da büyük felaketlerin gelmesine yol açıyor. Moby Dick’e de ilham kaynağı olan bu gerçek hikâyeyi Ron Howard yönetti; başrollerdeyse Chris Hemsworth, Cillian Murphy ve Tom Holland var.

Creed

Adonis Johnson (Michael Jordan) henüz o doğmadan ölen Dünya Ağırsıklet Boks Şampiyonu ünlü babasını hiç tanımamıştır. Yine de, kanında boks olduğuna hiç şüphe yoktur. Bu yüzden, Apollo Creed’in Rocky Balboa ile efsanevi maçını yaptığı yere, Philadelphia’ya gider. Rocky’yi (Stallone) bulur ve kendisinden antrenörü olmasını ister. Adonis’i çalıştırmayı kabul eden eski şampiyon bir yandan genç boksörü eğitirken, bir yandan da ringde hiç karşılaşmadığı kadar ölümcül bir rakiple mücadele edecektir. Eleştirim iki, üç hafta önce yayımlanmıştı; harikulade bir film.

Youth

Fred (Michael Caine) ve Mick (Harvey Keitel) iki eski arkadaştır. İki kafadar, yılların yorgunluğunu atabilmek için Alplerin kalbine doğru yolculuğa çıkarlar. Fred artık emekli olmuş bir besteci, Mick ise hala projeler üretmeye devam eden bir yönetmendir. İkili, toplumun karmaşasından uzaklaşmak için adeta “sığındıkları” bu konforlu otelde hem kendi çocukları hem de gelecek nesillerin eğilimlerine dair yeni bakış açıları edinirler. Özellikle Mick, bu otelde tanıdığı yeni insanları, yeni filminin öyküsüne taşımayı hedeflemektedir. Mick üretirken, hayranları da Fred’in yeniden müzik kariyerine dönüş yapmasını beklemektedir. Ama aslında bu iki adamın ruhlarında başka bir istek yatmaktadır. Paolo Sorrentino’nun yeni filmi kayıp giden zamana, kaçırılan fırsatlara ve bırakıp giden sevgililere yazılmış Proustvari bir aşk mektubu. Cannes’da yarışan film, yönetmenin bir önceki filmi, en iyi yabancı film Oscar’ı kazanan Muhteşem Güzellik’i de bir anlamda tamamlıyor.

The Witch

Sundance’ta izleyenlerin hayran kaldığı, hayran kalmak da ne kelime, onların ağızlarını açık bırakan tarihi bir korku filmi. 17. yüzyılda İngiltere’den Amerika’ya yeni göç etmiş William ve Katherine çifti, beş çocuğuyla birlikte ıssız bir ormanın içerisinde Püriten Hristiyanlığın emrettiği tüm kurallara sıkı sıkıya bağlı bir şekilde yaşamaktadır. Aile düzenleri, beklenmedik garip olayların ortaya çıkmasıyla sarsılmaya başlar. Yeni doğan çocukları Sam, ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolur; büyük kızları Thomasin ilahi sesler duyduğuna inanmaktadır; çiftin ikizleriyse tuhaf kafiyeler mırıldanmaya başlar. Ve tüm bu sırada ailenin keçisi Kara Philip bir hayvandan beklenmeyen şeyler yapmaktadır. Bu alametler gelecek büyük felaketlerin sadece başlangıcıdır. Robert Eggers’in yazıp yönettiği filmin oyuncu kadrosunda Anya Taylor-Joy, Ralph Ineson (The Office’in orijinalinde Chris Finch rolüyle hepimizi nefretlere gark etmişti), Kate Dickie ve Harvey Scrimshaw gibi oyuncular var. Filmekimi’nde izledim; gayet iyiydi.

Batman V Superman: Dawn of Justice

Batman, Superman’le kapışacak. Fazla söze ne hacet?

 

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 250. sayısını indirmek için

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play