Ali Arıkan Yazdı: 2015′in En İyi Filmleri

Cuma, 25 Aralık 2015 23:19

ALİ ARIKAN

Yılın son günlerini New York’ta geçiriyorum. Bu sayede Türkiye’de önümüzdeki aylarda vizyona girecek filmleri de izleme şansım doğdu. Geleneksel olarak yılın en son yazısında geçtiğimiz 12 ayın en iyi filmlerini yazarım; geçen senelerde bu listelere Türkiye’de daha vizyona girmemiş filmleri de eklerdim. Bu yıl tam tersini yapıp sıralamayı ülkemizde gösterime girmiş filmlerle sınırlayacağım. Ama şimdiden söyleyeyim: Creed, Spotlight, Brooklyn, The Hateful Eight ve Carol harikulade. Öyle ki bu beş filmde aşağıdaki listede rahatlıkla yer bulabilirdi. Gelecek seneye belki… Uzatmadan 2015’in en iyi filmlerine geçelim.

10. Foxcatcher

Gerilimle yoğrulmuş bir hüsran hâkimdi bu filme. Foxcatcher’ın her karesi her zaman kasvetli, iç karartıcı ve hüzünlü bir atmosfer yaratıyordu. Muazzam performanslar ve Bennett Miller’ın artık alışılagelen ihtişamdan uzak ama çok başarılı yönetimi filme ayrıca bir değer katıyordu. Geriye bakıp hakkında düşündükçe daha da iyileşen bir film.

9. Marslı

Andy Weir’ın sadece “acaba astronotun teki yanlışlıkla Mars’ta tek başına kalsa ne olurdu” fikrinden yola çıkıp kendisi ve yakın arkadaşları için kaleme aldığı Marslı, iki üç sene önce yayımlandığında bütün dünyada çok ses getirmişti. Eğlenceli bir tonla yazılmış olan kitap bunun yanında (bazı mantık hatalarına rağmen) çok da heyecanlıydı. Yönetmen Ridley Scott filminde hem kitabın mizah yüklü dilini hem de okurda bıraktığı intibaı koruduğu gibi izleyenin ağzını açık bırakacak görsellere de imza attı. Fakat yine de filmin başarısındaki en büyük pay şüphesiz başroldeki Matt Damon’ındı.

 

8. Casuslar Köprüsü

Herhangi bir Steven Spielberg filmi tabii ki pek çok sinemacının yapımlarıyla karşılaştırıldığında yönetmeninden dolayı maça bir sıfır önde başlar. Casuslar Köprüsü de Soğuk Savaş’ın en sıcak anlarından birini anlatan hikayesiyle yönetmenin en iyi filmlerinden olmasa da senenin en iyilerinden biriydi. Sorduğu felsefi sorular dışında yıllar geçtikçe en çok hatırlanacak parçası ünlü Sovyet casusu Rudolf Abel rolünde harikalar yaratan Mark Rylance olacak.

 

7. Yıldız Haritası

David Cronenberg’in son filmi, John Cusack’ın tarifiyle “fazla renkli, yüksek ateşli bir Hollywood rüyası”ydı. Sığ ve bencil şöhretlerin boş hayatlarını anlatan bu Hollywood taşlamasındaki anti kahramanlar, ağıza alınmayacak bir yozlaşmaya doğru yavaş yavaş ilerliyordu. Azim, hırs ve Hollywood’un kendi kendisine olan nefreti üstüne inşa edilmiş bir komediydi. Son on dakikası hariç çünkü Yıldız Haritası o finalde tam anlamıyla (ve Cronenberg’e yakışan) bir korku filmine dönüştü.

6. Birdman

Bir zamanlar büyük zaferler kazanmış ama sonra bu başarılardan olmuş bir adamın hayatın ona bahşettiği ikinci bir şansı nasıl kullanacağının hikayesi. Pek çoğumuz ikinci bir şansı gerektirecek, dramatik hayatlar yaşamıyoruz belki ama bu her zaman ilgi çekici bir hikaye: Eski başarıyı yeniden yakalamak. Hatta onu geçebilmek. Birdman merkezinde bununla ilgili. Sezar’ın arkasında yürüyen ve iyice böbürlenip hindi gibi kabardığında kulağına eğilip “Unutma, sen de ölümlüsün” diye fısıldayan köle gibi Birdman de bize her şeyin geçici olduğunu, her şeyin sona ereceğini anlatıyor.

5. Sils Maria: Ve Perde

Yönetmenliğini ve senaristliğini Olivier Assayas’ın yaptığı filmin başrolünde Juliette Binoche vardı ama filmi onun parmaklarının arasından kendisine eşlik eden genç oyuncular Chloë Grace Moretz ve Kristen Stewart çalıyordu. Şöhretin yarattığı garip beklentiler ve geçmişin insanda bıraktığı izler filmin temel motifleriydi. Orson Welles’in şarkısında söylediği gibi: Ben, genç olmak nedir biliyorum. Ama sen yaşlı olmak nedir bilmiyorsun.

4. Bir Zamanlar New York

Amerika’da da bu filmin vizyona girmesi yılan hikayesine dönmüştü, Türkiye’de de en olmadık zamanda vizyona girdi. Herhalde toplam yedi kişi filan görmüştür. Yönetmen James Gray filmlerinde New York’a ve Amerikan rüyasına her zaman realizm merceğiyle bakan bir sanatçı. Polonya’yı terk ederek hayallerinin peşinden koşmak için New York’un yolunu tutan iki kız kardeşten biri verem olunca diğeri onu kurtarmak için yeni vatanında her şeyi denemeye açıktır. Amerikan rüyası, kapitalizm ve fuhuşu denk gören bir film; normalde bu kadar sığ bir yorum beni gıcık eder ama önemli olan mesaj değil o mesajın nasıl verildiği.

3. Macbeth

Shakespeare’in en ünlü oyunlarından birinin en iyi sinema uyarlaması. Oyunla arasında görsel ve yorumsal anlamda belli başlı birkaç fark olsa da bir tanesi dışında bu değişikliklerin hepsi harikulade (özellikle Birnam Ormanı kehanetinin ekrana yansıması müthiş). Başrolde Michael Fassbender müthiş bir performans sergiliyor ama filmde en iyi oyunu, kralın sağ kolu Banquo’yu oynayan Paddy Considine. Bu işler gerçekten sadece marifet için verilseydi Considine’ın Oscar’ı şimdiden alması gerekirdi.

2. Gizli Kusur

Paul Thomas Anderson’ın 2010’larda yaptığı ikinci en iyi film. Diyeceksiniz ki adam zaten iki tane film yaptı son beş sene içinde, tamam, orası doğru ama diğer film The Master’dı. Yani son beş yılın en iyi filmi. Bir de Gizli Kusur’un, Thomas Pynchon’ın her zamanki gibi zor olan bir romanından uyarlandığını düşünürsek bu başarının önemi bir kat daha artıyor. Kitabın başında, filmin de sonunda çıkan o orijinal epigrafın dediği gibi: Kaldırım taşlarının altında plaj var. 1968 Paris olaylarının ünlü sloganlarından birinin bu hikayeyle olan ilgisini ben anlatmayayım, en iyisi siz kendiniz keşfedin.

1. Danny Collins

Danny Collins, her şeyden önce kıvırmadan şunu teslim ediyor: Çökmüş, sönmüş, bezmiş bir rock yıldızı olmak bile biz ölümlülerinki gibi normal bir hayat yaşamaktan çok daha iyi. Hatta bu bir karşılaştırma bile değil. Burada olduğu gibi Al Pacino’nun başrolü üstlendiği başka bir filmde denildiği gibi: Cennette köle olmaktansa, cehennemde hükümdar olmak daha iyidir. Normalde bu gibi filmlerin konusu her zaman aynıdır aslında: Yıllar boyu yanlış yolda tökezleyerek giden soytarı doğru yola çıkıp bilgeliğe ulaşır. Danny Collins ise böyle saçma ama kolay bir seçimle yetinmek bir tarafa dursun çok daha karmaşık ama gerçeği içeren bir rotayı tercih ediyor. Sade ama kendinden emin bir anlatım, şahane oyunculuklar ve mükemmel şarkılar da cabası. Daha ne olsun?

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 249. sayısını indirmek için

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play