Ali Arıkan, X-Men: Apocalypse’i yazdı

Çarşamba, 18 Mayıs 2016 17:35

ALİ ARIKAN

Modern süper kahraman filmleri furyası, 2000 yılında Bryan Singer’ın yönettiği “X-Men”le başlamıştı. Serinin altıncı, Singer’ın yönettiğiyse dördüncü film olan “X-Men: Apocalypse”, son zamanlarda beyazperdeyi esir alan çizgi roman filmlerinden çok, modası biraz geçmiş o ilk günlerin anlayışını yansıtıyor. “Superman v Batman”in her şeyi feci ciddiye alan karanlık estetiği veya “Captain America: Kahramanlar Savaşı”nın üçüncü sınıf karakter çalışmaları ve daha da beter esprilerinden eser yok. 16 yıl önceyi süper kahramanların “klasik çağı” diye nitelendirmek biraz garip kaçabilir. Ama bu tür filmler o kadar hızlı ve şiddetli büyüdü ki daha tek düze bir bakış açısına, dönüş çok daha heyecanlı ve taze geliyor.

Başka bir ironi de (ironi kelimesini Türkiye’de ısrarla yanlış kullanıyor insanlar, bu yazımın kamu spotu da bu olsun) filmin daha öncekilerle uyumuna, yani moda tabirle “ortak evren” kuramına lakayt yaklaşımı. Malum, Marvel filmleri birbirlerine neredeyse faşizan bir keskinlikle bağlı; bir filmi izlemeden diğerinde tam ne olduğunu anlayamıyorsunuz bile. Zaten sinemadan çok ikinci sınıf televizyon dizisini andırdıklarından, devamlılığa olan bağlılıkları da doğal. Aynı şekilde daha yeni başlayan DC filmleriyse başlamadan bir evren yaratmaya çalışıyor. Bununla beraber, X-Men’in çizgi romanları bu iki sinema evreninden çok karışık ve birbirine bağlıdır. Ama işte filmler başka. Yani çok zorlasak bütün X-filmlerini birbirine bir yerden bağlayabiliriz belki fakat hiç gerek yok. Çünkü karakterlerine genel anlamda bir aşinalık dışında seyirciden bir beklentisi yok bu filmlerin. Yeni çıkan her Marvel filmine üniversiteye hazırlanır gibi çalışıp gitmek gerekiyor. Bu filmlerin mantığıysa “salla gitsin, bir yerden bağlarız, hacı.” Ben de tabii ki bu tarzı tercih ediyorum.

270516

İlk üç X-Men filminden sonra Fox şirketi ve yapımcılar seriyi yeniden başlatmış ve doğuştan farklı güçlere sahip mutantlardan oluşan X-Men hikâyelerinin başlangıç noktasına gitmişlerdi. 1960’larda geçen “X-Men: Birinci Sınıf”, Profesör X (James McAvoy) ve baş düşmanı Magneto’nun (Michael Fassbender) tanışmalarını anlatırken, Küba Krizine de alternatif bir bakış açısı getirmişti. Bir sonraki film “Geçmiş Günler Gelecek”, ismini ve konusunu X-Men’in en ünlü hikayelerinden birinden almış ama biraz değiştirerek ana kahramanı Wolverine (Hugh Jackman) yapmıştı. 1970’lerde geçen film, Profesör X ve Magneto’nun felsefi farklılıklarındaki kırılma noktalarından birini daha ortaya koyuyordu. Prof. X ve Magneto, Martin Kuther King ve Malcolm X metaforları olarak da görülebilse de, bir tanesi proaktif diğeriyse reaktif kuvveti temsil ediyordu. İlk filmin ortaya koyduğu reaktif teze, ikinci film proaktif bir antitezle (kahramanların geçmişe dönüp geleceği değiştirmeye çalışmalarından daha proaktif bir hal tarzı olamaz herhalde) cevap veriyordu. “X-Men: Apocalypse” ise bu iki filmin sentezi.

-

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 269. sayısını indirmek için

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play