Ali Arıkan, Midnight Special’ı yazdı

Pazar, 17 Nisan 2016 12:28

ALİ ARIKAN

İstanbul Film Festivali’nin açılış filmi de olan Midnight Special’la ilgili çok konuşuldu. O kadar ki festivalin de en çok beklenen filmlerinden biriydi. Şimdiye kadar üçü de gayet başarılı olan Shotgun Stories, Take Shelter (Sığınak) ve Mud filmlerinin yönetmeni Jeff Nichols, nevi şahsına münhasır, Amerika’nın güney eyaletlerine özgü bir gotik anlayış yaratan bir sinemacı. Nispeten büyük bağımsız filmleri kendi tarzında yapmak öyle çok fazla Amerikan yönetmeninin başardığı bir iş değil. Daha doğrusu yarattıkları tarz genelde benim ilgimi pek çekmiyor (hepsi birbirine benziyor çünkü). Nichols’ın daha farklı bir tarzı var; en azından tüm filmlerinde bir devamlılık hissi yaratıyor. Bunun sebebi sadece Michael Shannon gibi harikulade bir aktörün tüm filmlerinde oynaması değil (ama şüphesiz onun da bir etkisi var) – Nichols kendi evrenini veya evrenlerini yaratıyor. Filmleri bir anlamda birbirlerine paralel gibi.

İşte ilginçtir ki bu mecazi paralel evren kurgusunu kavramın asıl anlamıyla seyirciye sunan bir film Midnight Special. Başrolde yine Michael Shannon var; filmin en büyük karakterlerinden biri de yine Amerika’nın güney eyaletleri. Nichols’ın şimdiye kadar yaptığı en büyük filminin yönetmenin diğer filmlerine bakıldığında (özellikle Sığınak) bilim-kurgu türünde olması pek de şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan filmin ne kadar baygın olduğu. Jeff Nichols’ın en kapsamlı, en iddialı filmi maalesef yönetmenin ilk kötü eseri.

 

image

Roy (Shannon), oğlu Alton´ı (Jaeden Lieberher) bir zamanlar üyesi olduğu Waco vari, kıyamete odaklanmış garip mi garip bir tarikata kaptırmıştır. Film ilerledikçe ortaya çıkan pek çok sebepten ötürü günün birinde oğlanı, arkadaşı Lucas’ın (Joel Edgerton) yardımıyla kaçırır. Bir süre sonra onlara yine zamanında tarikatın bir üyesi olan karısı Sarah (Kristen Dunst) da katılır. Doğaüstü güçlere sahip olan Alton´ın sadece tarikat değil, devlet de peşindedir. Böylece bir taraftan tarikatın gönderdiği iki beceriksiz eleman, diğer taraftan da ordu ve FBI ajanlarından kaçarken, Alton´ın güçlerinin de keşfedileceği bir yolculuk başlar.

Filmin konusundan da anlaşılacağı gibi Midnight Special, Steven Spielberg’ün klasikleşmiş “uzaylı” filmleri E.T. ve Üçüncü Türden Yakınlaşmalar filmlerini andırıyor. Andırmak bir yana, Nichols bariz bir şekilde bu (ve bunlar gibi) filmlere kendi anlayışıyla bir saygı duruşunda bulunuyor. Fakat bunu yaparken bu filmlerin en önemli özelliklerinden birini atlıyor: Bu filmler insanda hayranlık uyandırır, seyirciyi huşu içinde bırakır, onların hem yüzlerindeki hem de beyinlerindeki gözlerini açar. Nichols ise tam tersi böyle muazzam bir hikayeyi o kadar normalleştiriyor, o kadar banal bir hale sokuyor ki insanı film değil yönetmenin seçimleri huşu içinde bırakıyor.

Bir çocuk düşünün: bizim anlayamayacağımız dillerde konuşuyor, ellerinden enerji çıkıyor, yörüngedeki uyduları indirebiliyor, varoluşu imkansız yaratık veya nesnelerle iletişim kurabiliyor. Ama film, oğlanı sanki çarpım tablosunu iki günde öğrenmiş bir ilkokul çocuğuymuş gibi ele alıyor. Anormal olaylar o kadar normal, doğaüstü kareler o kadar doğalmış gibi gösteriyor ve böylece film, seyircideki merakı öldürmek için elinden geleni yapıyor.

Bunun yanında filmin merkezi bir gizemi var. Fakat bu gizemi Nichols ya gereksizce uzatıyor, ya da herkesin yirmi dakika önce tahmin edebileceği bir şekilde sunuyor. Çok fazla detaya girmek istemiyorum ama hangi karakterin ne zaman vurulacağını, kimin ölüp ölmeyeceğini, filmin sonunda ne olacağını hemen anlıyorsunuz. Film kendi kendisini sabote etmek için elinden geleni yapıyor.

Midnight Special’ın sonunu söylemek istemiyorum; onun için bu son paragrafı biraz dikkatli yazmam lazım. Şöyle ki: Spielberg, Üçüncü Türden Yakınlaşmalar’ın ilk vizyona giren versiyonunda dünyaya gelen dev uzay gemisinin içini göstermez. Fakat bu sahneler on küsur yıl sonra vizyona giren versiyonda izlenebilir. İkisinin arasındaki fark, yaratılan etki, bu son sahnelerin gücü genel olarak filmin kalitesine doğrudan yansır. Martin Scorsese der ki sinema, neyin karenin içinde neyin de karenin dışında kalacağının meselesidir. İşte Midnight Special gibi filmlerde bu meseleyi tam anlayamazsan en sonunda Trump Tower gibi şeyler çıkar ortaya. Filmi izleyin, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

 

Tags