Aldattı, Terk etti, Kavga ettik, Hamileyim, Bitti, Başka biri: Güzin Abla!

Pazartesi, 5 Eylül 2016 15:38

Feyza Algan nam-ı diğer Güzin Abla tamı tamına 44 yıldır Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde okurlarının dertlerini paylaşmaya devam ediyor. Annesinden devraldığı köşesinde sıkıntı dinlemekten, soru cevaplandırmaktan vazgeçmeyen Feyza Algan yaptığı işten büyük keyif alıyor. Hayattaki misyonunu bulmuş olmanın verdiği güçle yıllardır gece gündüz, ayıp günah demeden bir rumuz altında ki okurlarının her türlü sıkıntısına yetişiyor. Birilerinin hayatına dokunabilmiş, onlara yaşama sevinci vermiş, yol gösterebilmişse hele değmeyin keyfine! Onu belki takip etmiyor olabilirsiniz, fakat onu tanımamanız mümkün değil. Zira o Türkiye’nin 44 yıldır tek Güzin Ablası. Durum böyle olunca, biz de biraz köşesinin dışına çıkıp onu daha detaylı tanımaya çalıştık.

Her şeyden önce bu ‘dert dinleme ve yol gösterme’ fikrinin nasıl doğduğunu sorsak size?
Biliyorsunuz bu annemle başladı. Günaydın gazetesinin magazin eki vardı. Saklambaç. Şu andaki Kelebek ekimiz gibi. Annem orada magazin bölümünde çalışıyordu. Köşe yazıları yazıyordu, gençlerle ilgili. Feride diye bir köşe vardı Saklambaç ekinde. Hani şu Suna abla, Gönül abla gibi mektuplaşma köşeleri o sırada çok revaçta. Patron annemin köşe yazılarını beğenmiş. Bu köşeyi bundan böyle Güzin hanım yapsın demiş. Yarım sayfadan büyük bir köşede mektuplara cevap veriyordu annem. Öyle tuttu öyle tuttu ki… Annemi görmeye gazeteye gelip kuyruklar oluşturuyorlardı. Annem sanki bir fenomen olmuştu. Gençler yaşlılar, hastalar, eşcinseller kimler yoktu ki! O dönemde köşeyi patron çok destekliyordu. Anneme sınırsız imkan vermişlerdi.
Ben de o sırada Milliyet gazetesinde daha sonra da Hürriyet gazetesinde magazin muhabiri olarak çalışıyordum. Annemden sonra köşeyi annemin isteğiyle ben devraldım.
Şunu da söylemek istiyorum. Köşemi şöyle üstün körü okuyan bazılarının “Ay ne kadar saçma sapan şeyler soruyorlar size, nasıl başa çıkıyorsunuz bu saçmalıklarla?” diye sormaları beni oldukça öfkelendiriyor. Önce bana sorulanların saçmalık olmadığını, bu sorulanları pek çok insanın yaşadığını ve acı çektiğini, kendisini tanımayan, yargılamayacak birine açılmak ihtiyacı duyduklarını söylemek istiyorum. Yaşamın insana ne tür oyunlar oynayacağı belli olur mu? O saçma dediğiniz sorunu günün birinde sizin de yaşamayacağınızdan emin misiniz?
İkinci olarak da benim insanları anladığımı, onlara yardımcı olmak için bu köşede bulunduğumu, bu sorunları ciddiye alıp, mutlaka cevapladığımı; eğer kendi kapasitemi aşan bir sorun varsa, bunu da güvendiğim bir uzmana danıştığımı söylemek isterim.
İşte biz 44 yıldır annem ve daha sonra ben; bu köşeyi ciddiye aldığımız, insanlara kucak açtığımız, sorunlarını kendi sorunlarımız gibi telakki ettiğimiz için hala varız. Bakın şöyle bir medyaya, basın ya da televizyon. Bizim işimizi yapan kimse kalmış mı? Olanlar da bir süre sonra şapır şapır dökülüyor ve yok oluveriyorlar.

Danışan kişilerin paylaştıklarına baktığımızda en çok aşk-aldatma-cinsellik üzerine soru geldiğini görüyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülkemizde ne yazık ki üniversite talebesi ya da mezunu, meslek sahibi kişiler de dahil olmak üzere, insanların hala cinsellikle ilgili bilimsel ve gerçekçi bilgi edinme imkanları yok. Okuyabilecekleri ciddi ve aklı başında kitaplar yok. Okullarda akıl almaz bir şekilde hala cinsel eğitim verilmiyor. Evlilik danışmanları, diğer pek çok uzman gibi, seans başına para alıyorlar ve bu gençlerin bütçesini aşıyor. Gençler tanışıp, birbirinden hoşlanıp, yakınlaşmak istediklerinde pek çok tabu ve yasakla mücadele etmek zorundalar.
Aile başka bir telden çalıyor, okulda hatta iş yerindeki arkadaşlar başka telden… Gençler hangi yolun doğru olduğunu bilemiyorlar. İşte burada bana danışma ihtiyacı doğuyor.

Cevap vermekte, yazmakta zorlandığınız sorular oldu mu hiç? Oldu ise biz de duymak isteriz.
Elbette oldu, bunca zamandır olmaz mı? Bazı konular çok hassastır. Genç intihar etme noktasına gelmiştir mesela. Ona öyle bir cevap vermelisin ki, silkelensin, kendine gelsin. Bu gibi durumlarda gerçekten zorlanıyorum. Azarlayıp, öfkelenmeli miyim; yoksa yumuşak bir tavır mı almalıyım? Bazen ikilemde kalıyorum.
Bir de öyle büyük acılar var ki, öyle ezilmiş, öyle çaresiz kalmış, kendini öyle yapayalnız hissedenler var ki! İçim eriyor. Örneğin annesinin kendisinden nefret ettiğini düşünen kızlar var. Anne gerçekten o kızın yazdığı gibiyse, akıl alacak gibi değil. Ama var tabi böyleleri. İnsan yaşadıkça görüyor, öğreniyor. Üvey babasının tacizine uğrayanlar var. Anne kabul etmiyor, kız ne yapacağını bilmiyor. Bizde bu tür olaylarda kızların sığınacağı bir kurum yok. Böyle olaylar beni perişan ediyor.

Dur durak bilmeden annenizden devraldığınız bu işi aralıksız devam ettirmenin sırrı nedir? ‘Artık Yeter’ dediğiniz olmadı mı ?
Annemden sadece köşeyi devralmadım; ondan aynı zamanda sınırsız bir sevgi ve şefkat huyunu da aldım. İnsanlara, hayvanlara karşı merhamet ve sevgi yeteneğini de aldım. Kendimi heba edercesine olaylara kaptırıyorum kendimi. Gece uykularımı bölücek kadar üzüntü duyuyorum. Öyle bir insanım ki, karşımdaki insanın üzüntüsünü bire bir yaşıyorum sanki. Yalnızca insanların mı? Yolda koşa koşa giden, gözlerinde büyük bir acı ve endişe hissettiğim bir köpeğin de acısını hissediyorum benliğimde. Kim bilir nereye gidiyor, sahibini mi arıyor, onu terk mi ettiler? Ne yapmalı, nasıl yapmalı diye çırpınıyorum. Kalbim artık bu aşırı empati halime dayanamıyor.Bu kış anjiyo oldum, kalp damarlarım pek iyi değil.
Eşim artık bu konularda beni uyarıp duruyor. Örneğin televizyondaki ölüm haberlerini, acı veren konuları, bir hayvana yapılan kötülüğü görmemem için kanal değiştiriyor. Ama facebook sağolsun, ne kadar korkunç olay varsa hepsini paylaşıyor insanlar.

Size gelen fakat çeşitli sebeplerden ötürü uygun olmaması dolayısıyla köşenizde paylaşmadığınız soru oluyor mu?

Oluyor tabii. Örneğin kredi kartı borcunu ödememi isteyenler, evlendiği için maddi yardım bekleyenler, zengin iş adamlarına onlar için yardım çağrısı yapmamı isteyenler… İçim parçalansa da, hangi birine destek olunabilir ki? Ancak bir konu var ki, gerçekten onlara yardım etmek isterdim. İşsizlik. Bir genç adam yazmıştı. Üniversite mezunu imiş, ailesi onu zorluklarla okutmuş. Ama iki yıldır iş bulamıyormuş. Her sabah penceremde oturup, işe gidenleri gıpta ile izliyorum diyordu. Bir cümlesi de şuydu; “Aileme karşı o kadar mahçubum ki, ne yapacağımı bilmiyorum. Sırf evden çıkmış olmak için her sabah köşedeki bakkala gidip ekmek ve gazete alıyorum.”
Bu konu gerçekten beni aşıyor. Ama keşke ünlü iş adamları arada bir de olsa bana böyle bir fırsat verebilselerdi. İşsiz gençlere iş imkanı yaratabilseydim. Çünkü ben tıpkı o bilge kişi gibi düşünüyorum; birine para yardımı yapmak değil, ona o parayı kazanacak işi öğretmek önemli.
Size danışan insan modelini bize anlatır mısınız? Demek istediğim anneyle, kardeşle, kuzenle değil de sizinle paylaşıyorlar ama neden?
Annemin bu işe başladığı 44 yıl öncesinde de, şimdi de insanların dertleşmeye, fikir danışmaya, destek almaya, çare aramaya inanılmaz ihtiyaçları var. Hangi sınıftan hangi meslekten olurlarsa olsunlar, insanlar çevreleriyle özellerini paylaşmaktan kaçınıyorlar. Ya ayıplanmak korkusuyla, ya küçük düşmemek için, ya da onlara açıldıklarında terslenmek, cezalandırılmak, alay edilmek istemedikleri için. Hiç tanımadıkları, kendilerini de tanımasına imkan olmayan birine; hem de yazılarından, cevaplarından güven duydukları, inandıkları birine açılmak onlara çok daha rahatlatıcı geliyor. Belki psikologlara bile danışamadıklarını daha rahatlıkla anlatabiliyorlar. Çünkü gizli kalma imkanları var.

Peki Güzin Ablanın baş edemediği bir sıkıntısı olursa kime danışır?
Ben annemin en yakın dostu, arkadaşı, güvendiği insandım. Çok dertleşir, uzun uzun konuşurduk. Şimdiki anne-kız ilişkisinden çok farklıydı bizim ilişkimiz. Çevremde bunu hiç görmedim, göremiyorum. Ben annemden çok şey öğrendim. Ama o da benden çok şey öğrendi. Gençleri benim sayemde çok iyi tanımıştı, arkadaşlarımı incelerdi çünkü.
Benimse ne yazık ki, başım dara düştüğünde bu kadar güvenebileceğim kimsem yok. Arkadaşlarım var tabi, eşim var… Ama zaman zaman kimseyi sorunlarımla sıkmamam gerektiğini öğrendim ben. İnsanlar dert dinlemek istemiyorlar.
İşte Güzin abla köşesinin bir önemi de burada. En yakın arkadaşın bile gün geliyor, senin sorunlarından sıkılıyor. Bunu hissediyorsun. Sana ayıracak zamanı yok. Neşeli olduğun zaman yanında. Ama Güzin abla, en sıkıcı dertleri bile ciddiye alıp cevaplıyor. Ve her zaman senin yanında olabiliyor.

Size gelen sorulara nasıl bir bakış açısıyla yaklaştığınızı da merak ediyoruz aslında. Sınırlarınız, ayıp ve günah anlayışınız çok daha geniş olsa gerek?
Kendi cevaplarımı annemin dönemi ile kıyasladığımda tabi ki ayıp, günah ya da toplum ne der şeklindeki düşünce yapısı çok farklıydı. Ona uyum göstermek zorunluluğu vardı. Yine de annemin döneminde bile, kızlık zarı konusu ön plandaydı ve kazaya uğrayıp zarı diktirmek isteyenler çok fazlaydı. Annem bu konuda her ne kadar tutucu da olsa, yine de yardım etme içgüdüsüyle doktor tavsiye ederdi. O sıralarda çok gülünç gelse de; ‘Çok kırmızı biber yedim, kızlığım bozulmuş mudur?’ tarzı sorular da pek fazlaydı.
Günümüzde her ne kadar bazı çevrelerce bekaret artık tabu olmaktan çıkmış, gençler 15-16 yaşlarında ilk ilişkiye başlamakta sakınca görmeseler de; benim okur kitlem arasında hala sevdiğiyle ilişkiye girip, ardından da ailesinden ödü patlayan, terk edildiğinde canına kıymayı düşünen genç kızlar var. İlk ilişkiyi gözünde büyütüp, travma yaşayacak halde olan genç erkekler var. Dediğim gibi bunun en büyük sorumluları eğitim programına cinsel yaşamı da dahil edemeyenler! Toplum her ne kadar bağnazlaşsa da, tutucu bir çevre içinde yaşasalar da; gençler her türlü baskıya rağmen çağın ve toplumun getirdiği, çevrelerinden ister istemez yansıyan bazı davranışlara özenebiliyorlar.
İster istemez çağa ayak uydurmak zorundayım. Bazı konularda hala biraz muhafazakar yapıda olsam da, artık gençlere zaten aileler ve yaşadıkları çevre tarafından uygulanan o ağır yasakları, tabuları, günah ve ayıp kavramlarını aynen benimsemem mümkün değil elbette. İşte bu nedenle esnek olmak zorundayım. Zaten günah kavramı benim için biraz farklıdır. Ben Allahın; bize korku veren, ayıplayan, her şeyi günah hanemize yazan, ürkütücü bir hükümdar gibi bir güç olduğuna asla inanmam. Ben O’nu daha çok sevgiyle bizi saran, affetmeye hazır, şefkatli ve bilge bir baba gibi görmek istiyorum.

Sizinle paylaşılan soruların sıklığı nasıldır,yetişebiliyor musunuz hepsine? Ya da mecbur bazılarını göz ardı mı etmek durumundasınız? Eğer böyleyse seçimini neye göre yapıyor Güzin Abla?

Her ne kadar bazı çevreler kabul etmek istemiyorlarsa da, inanılmaz bir okur potansiyelim var. Kimi sadece okuyup kendine bazı cevaplardan pay çıkarıyor, kimi ise yazıyor, soruyor, yardım almak istiyor. Kimi ise, tıpkı bir ünlü hastanenin onkoloji bölüm profesörünün bana söylediği gibi “Seni; hem toplumu tanımak, hem de kafamı dağıtmak için her sabah okuyorum.” düşüncesine sahip. Bense aman hocam yapmayın Allah aşkına demiştim de bana kızmıştı. “Kız sana yalan mı söyleyeceğim” diye…
Sokaktaki herhangi birine sorun “Güzin abla’yı tanıyor musun?” diye, inanın tanımıyorum diyen hemen hemen yok. Bunu övünmek için söylemiyorum. Bu bir gerçek. Her yerde, her fırsatta televizyonda, dizilerde, hatta halk arasında “Güzin abla’ya danışsana“ diye bir deyim oluştu. Ya da ‘ben de mahallenin güzin ablasıyım’ diyor insanlar…
Eh bunu yaratmak pek de kolay olmasa gerek!
Bu yüzden çok fazla mektup geliyor. Günde sadece iki mektuba cevap verebiliyorum. Yerim bu kadar. Bu nedenle takdir edersiniz ki, bazı soruları atlamak zorunda kalıyorum. Birbirine çok benzeyen sorulardan, sadece birine cevap vererek diğerlerini de cevaplandırdığımı düşünüyorum. Bir de hep aynı konuları yazmaktan yorgun düştüm. Aldatma gibi, evli erkekle ilişki kuran ikinci kadınlar gibi… Çok sıkıcı geliyor artık bunlar. Ama Türkiye’nin gerçeği bu ne yazık ki. Biraz daha değişik konuları ele almaya çalışıyorum. Bir de sağlık konuları! Ki bu konuda uzun yıllar doktorlarla çalıştığım ve sağlık köşesi yaptığım için oldukça bilgi sahibiyim. Bilmediklerimi de tanıdığım doktorlara sorarım. Çok fazla ilgi çekiyor. Ben de bu konuda insanlara yardımcı olmayı çok seviyorum.

Belki son olarak, içinde sakladığı o büyük pişmanlıklar yüzünden acı çeken insanlara bir şeyler demek istersiniz?
Olur olmaz şeyler için acı çeken, hüsrana uğramış, bir aşk öyküsü yüzünden kendini harap eden, her ayrılığı hayatının sonu sanan, yaşam sevincini kaybeden ya da dediğiniz gibi büyük bir pişmanlık yaşayan insanlara bütün bunların geri dönüşü olamayacağını hatırlatmak isterim. Beylik bir sözdür belki ama, büyük bir gerçeği yansıtıyor. “Hayat pişmanlık duymak için çok kısa.”
Terkedilmenin acısı içinde kendini ve ailesini perişan edenlere ise şunu hatırlatmak isterim. Hiç kimse senden daha değerli ve önemli değildir. Sen Allah tarafından özene bezene yaratılmışsın. Kimsenin seni üzmesine izin vermemelisin. Hem belki de böylesi çok daha hayırlı olmuştur. Bunu bir süre sonra mutlaka anlayacaksın.