“AK Parti Meclis’i açsın; Temmuz, Ağustos ayını boşa geçirmeyelim”

Pazartesi, 22 Temmuz 2013 09:54

pageCHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Kürt sorununa CHP’nin çözüm önerilerini içeren 224 sayfalık ‘Toplumsal Barışı Demokrasi ile Güvence Altına Almak’ başlıklı taslak raporu anlatırken, “AKP isterse Meclis’i açar. Temmuz ve Ağustos’u boşa geçirmeyelim” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, CHP’nin Kürt sorununun çözümü için önerilerini 224 sayfalık “Toplumsal Barışı Demokrasi ile Güvence Altına Almak” başlıklı bir taslak raporda bir araya getirdi.

Sezgin Tanrıkulu CHP Genel Merkezi’nde Milliyet gazetesinden Zeynep Miraç’ın sorularını yanıtladı.

Tanrıkulu Kürt sorununun çözümü için önerileri derleyen kitap hakkında, “Bu konudaki samimiyetimizi, irademizi, kararlılığımızı ortaya koymak için bunu yapıyoruz. Hiç kimse ‘CHP sürece ve barışa engeldir’ demesin artık bundan sonra” diye konuştu.

Çalışmayı yapmakla geç kalmadıklarını savunan Tanrıkulu, Henüz barış sürecinde kalıcı bir demokratikleşme adımı sayılabilecek bir şey yapılmadı ki. Devlet tarafından ne demokratikleşme adımı atıldı ki biz gerisinde kalalım?” dedi.

Çözüm süreci hakkında görüşlerini belirten Sezgin Tanrıkulu 7 aydır kimsenin ölmemesinin şu an için en değerli şey olduğunu söyledi. “Bunu nasıl kalıcı hale getirebiliriz” sorusu üzerinde çalışılması gerektiğini belirten Tanrıkulu şunları söyledi:

“Sadece geri çekilme değil, örgüt bütünüyle silahı kafasından nasıl çıkartır? Nasıl siyasi hale gelir? Şu anda gençlerde, onlarca yıldır şiddetten başka bir yaşam biçimi tanımamanın getirdiği bir kendini şiddetle ifade etme eğilimi var. Devlet, yüzünü en çok şiddetle gösterirse, doğduklarından beri şiddeti bir hayat biçimi olarak gören insanların, gene şiddeti savunma yöntemi olarak algılamalarına engel olamazsınız. Şiddeti, nasıl tamamen devre dışı bırakırız? Sorular bunlar.

Tamam, uzun bir süreç. Eğer başarılı giderse uzun bir süreç. Ama şu anda bu çatışmasızlığın kalıcı olması için ne yapmamız gerektiğine dair kimse kafa yormuyor.

Anayasa çalışması kendi içinde devam ediyor. Onun dışında bizim bu rapora yazdıklarımız anayasanın yanı sıra bu yoldaki önerilerimiz. Ertelemeden bazı adımları atmalıyız. Zaman aleyhe işliyor. Yedi aylık süreyi boşuna harcadık. Hükümet neden Meclis kapanmadan bir proje açıklamadı? Devletin, kalbini, zihnini değiştirdiğine işaret eden güven arttırıcı, sembolik adımların da önemi var. Biz gündeme getirdik, mesela Diyarbakır Cezaevi’nin müze olması. Bugün yasasını çıkartırız, yürürlülük tarihi bir yıl sonra olur.”

‘AK Parti hep red oyu verdi’

CHP’nin gündeme dair Genel Kurul’a getirdiği tekliflerine AKP’nin hep ret oyu verdiğinin altını çizen CHP Genel Başkan Yardımcısı “Barış süreci aynı zamanda küçük jestlerle yürüyen süreçlerdir. Bu mecliste bir iradenin oraya çıktığına dair insanları inandıracak hareketler bunlar” dedi.

‘Temmuz, Ağustos ayını boşa geçirmeyelim’

CHP’nin TBMM’yi toplamak için yeterli sayıya sahip olmadığını belirten Sezgin Tanrıkulu, “Bizim toplanmaya sayımız yetiyor ama Meclis’i açmaya yetmiyor. AKP’nin çoğunluğu var. Hem Meclis’i açmak için, hem de yasama sürecinde diledikleri yasayı geçirmek için. Bugün itibarıyla söylüyorum, gerçekten istiyorlarsa Temmuz, Ağustos ayını boşa geçirmeyelim. Bu süreci garantiye alacak demokratik çerçeveyi gelsinler Meclis’te çalışalım” dedi.

‘Süreci aşamalandırmak yanlış’

Çözüm sürecinin aşamalandırmasının yanlış olduğunu söyleyen Sezgin Tanrıkulu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bence Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt meselesini birinci, ikinci diye aşamalandırmaktan çıkarmak lazım. Bu eksende tartışılması yanlış. 30 yıl boyunca böyle konuşuldu ve “adım atarsak teröre/ devlete taviz olur” dendi. Şimdi ne farkı var aşama demenin? Birinci aşama bitmeden ikinciye geçilmez diyerek aynı yanlış bir daha yapılıyor. Örgüt sınır dışına çıkmazsa Türkiye’de demokrasi olmayacak mı? Kürtlerin ya da bütün Türkiyeli yurttaşların hakları ve talepleri neden PKK’nın sınır dışına çıkmasına endeksli? Böyle tartışılması son derece yanlış.

İnanın, dün AKP’li bir milletvekiliyle tartıştım. “Bütün kazanç size ait olsun, bir insan ölmesin de bundan sonra…” dedim. Bütün MYK üyeleri böyle düşünürler. Ne kazancımız olacak, insanların ölmemesinden daha büyük bir kazanç var mı? Ama Başbakan hem CHP hem de BDP bakımından bunu bir siyasi rekabet konusu yaptı. Mesela BDP’yi öteden beri bu sorunun çözümünde bir siyasal aktör olarak değil, siyasal rakip olarak gördü. Eğer aktör olarak görseydi, iş daha rahat ve meşru zeminde yürürdü. CHP’yi de ikide bir sorunun dışına iten, muhatap almayan bir tarz güdüyor.”

‘Tavır almak CHP’ye çok oy kazandırır’

CHP’nin Güneydoğu Bölgesi’nde meşru hale geldiğini belirten Tanrıkulu, “Eskiden kolay kolay CHP’liyim diyemezdiniz. Mesela bir ilçe başkanımız şunu söylemişti, bundan üç dört sene önce ona kahvede ‘Sen buraya otururken Abdullah diye oturacaksın, CHP’li Abdullah diye burada oturma’ diyorlarmış. Şimdi rozetini takıp rahat rahat dolaşıyor” dedi. Bu algıyı CHP’nin yeni diliyle değiştiğini savunan Sezgin Tanrıkulu şunları söyledi:

“Reddeden, dışlayan değil, bu ili kabul eden anlayan yeni bir dil geliştirmeye çalıştık. Bu dilin karşılığı var. Bir de çok daha fazla gitmeye başladık, bütün milletvekillerimiz bütün bölgeyi dolaşıyorlar. Her ile atadığımız gönüllü milletvekillerimiz var, seçildikleri bölge dışında sürekli dolaşıyorlar, bilgi alıyorlar. CHP’nin algısı konusunda yanlış anlaşmaları düzeltiyorlar. Kürt meselesinde daha güçlü, sözünü sakınmadan söyleyen, daha cesaretle konuşan, tavır alan, “Ama’sız”, kaygısız bir dil kullanan bir CHP istiyorlar.