“AB müzakerelerinde AKP ile ilerleme umudu sona ermiştir.”

Pazartesi, 24 Haziran 2013 17:35
DuffHürriyet Daily News yazarı Barçın Yınanç’ın AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu üyesi Andrew Duff ile olan röportajında Duff’dan sert açıklamalar: ”AB müzakerelerinde AKP hükümeti ile müspet ilerleme umudu sona ermiştir.”
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ilk olarak Türkiye’nin Kemalist devlet ideolojisini değiştirdigi için Avrupa Birliği ülkeleri tarafından ödüllendirildi, ama Avrupa Parlamentosunun bir İngiliz üyesine göre Kemalizm’in yerini İslamcılık almıştır. AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu üyesi olan ve yıllardır Türkiye’yi yakından izleyen MEP Andrew Duff’a göre AKP yönetimi altında artık Türkiye’nin katılım sürecinin ilerlemesi mümkün değil. Türkiye ve AB yakınlaşmak yerine farklılaşıyor.
Gezi’deki olaylara bir tepki olarak 27 ülkeden oluşan AB blokunun katılım bölümlerinden biri üzerinde müzakereleri reddetme ihtimali ile Türkiye ve AB tekrar yeni bir krizle karşı karşıya. Mevcut duruma yorumunuz nedir?

AKP hükümeti ile müspet ilerleme umudu sona ermiştir. Türkiye’de ve burada bir çokları gibi ben de, AKP’nin eski rejimi kıracağına büyük bir güven duyduk. AKP bunu ilk başta yaptı. Çok pragmatikler, ama aynı zamanda ultra Kemalistlerin gücünü azaltmak bir için çabaları vardı, ve ordunun kışlada durması gerektiğini oldukça açık olarak ortaya koydular.
Hem bunun için, hem de ekonomik başarıları için AKP, kendilerine katılım müzakereleri açılarak ödüllendirdi. Ama bu sürecin devamı için Türkiye bir dizi önemli şey yapmak durumundaydı. Bu doğrultuda Kıbrıs Cumhuriyeti ile uzlaşması gerekirdi ama yapmadı.Baş müzakerecisi Sayın Bağış, ki kendisi her zaman dengesiz bir karakter olmuştur, gerçekten katılım sürecinin tamamlanmasına kendini adadığı konusunda bizi ikna için başarısız oldu. Bizim şüphelerimizin haklı olduğu artık açıca görünüyor. Bağış daha çok, Kemalizm yerine, İslamcılık olarak tanımlayabileceğimiz AKP çizgisini bir devlet ideolojisi olarak yerleştirmekle ilgilileniyor.

Bunu derken, siyaset ve hukukda, dindarlığın ve dinin önemini artırmak için aşırı bir eğilimden bahsediyorum. Ben bir liberal olarak buna heryerde, Hıristiyanlık’ta da itiraz ederimGiderek daha sık olarak bakanların ifadelerini görüyoruz: Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu açık ki, Türk ulusal egemenliğini ortak bir paydada toplayarak, bunu AB’ye katılmak için gerekli olan ölçüde tasarlamak için hazır değildir. Mevcut AB büyük bir değişimin eşiğinde, derinleşen bir bütünleşme içinde. Mevcut AB, Türkiye’nin katılmak için başvurduğu şey değil. Su an ki krizden daha belirgin daha federal bir yaratık olarak, mali bir birlik, bir federal hükümet olarak ortaya çıkacaktır. Ben Türkiye’nin böyle bir federal birliğe katılmaya hazır olduğu taklidine devam etmenin adil olduğunu düşünmüyorum. Önümüzdeki beş ila on yıl için, Birleşik Krallık hariç, Türkiye ve çekirdek olarak AB’nin yakınlaşmak yerine farklılaşan taraflar olduğu açıktır. Bu yüzden biz bu durmu yönetmek zorundayız.

 Siz AKP ile yola devam etmenin mümkün olmadığını mı söylüyorsunuz? Bu sizin, Türkiye ile AB’nin önümüzdeki yıllarda birinden ayrılarak ilerleyeceğini ve AKP uzun süre iktidarda kalacağından AKP ile Türkiye’nin zaten aynı şey olduğunu düşündüğünüz anlamına mı geliyor?
Hayır, ama kamuoyu araştırmalarına ve muhalefet partilerinin kronik zayıflığına bakmak zorundayız. İyi bir Avrupa yanlısı liberal muhalefet olsaydı o zaman çok farklı olurdu. Belki de Gezi Parkı’nda protestocular çok büyük bir şeyin başlangıcı olabilirler.Gezi olaylara bir tepki olarak Bölüm 22 açılış görüşmeleri geciktirmenin doğru bir adım olduğuna inanıyor musunuz?

Aslında inanıyorum, biz bölüm 22′yi açsaydık bu sayın Erdoğan’a, bizim ne olan biten ile ne de Bağış’ın söyledikleri ile hiçbir sorunumuz olmadığı gibi bir işaret verecekti.

Bu karar ile, Türkiye’yi daha iyi demokratik standartlar için AB’de görmek isteyenlere ne tür bir mesaj göndermek istiyorsunuz?

Biz eğer bölümleri açsaydık bunun pozitif bir sinyal vereceğini anlıyorum, ama açılış bölümlerinin kendi içinde yeterli olduğunu düşündürerek de insanları aldatmak istemem. Ne Türkiye için gereken kendi Anayasasında ciddi bir reformdur. Ancak şu an mevcut süreç işlemiyor ve zaten asla işlemeyecekti.

Polis ve ordunun devleti insanlardan korumak için var olduğu fikrini (Kemalist fikir) değiştirmek zorundayız.  Devletin insanlara hizmet için var olduğu inancını oturtmak zorundayız. Taksim olayları, polisin devleti insanlardan koruduğuna olan inancını gözlere önüne seren mükemmel bir örnektir.
Yani Türkiye’de reform sürecinin daha çok uzun bir yolu var, iyimserlerin inandığınan çok daha uzun.Biz Erdoğan’dan olanlar ile ilgili bir özür duymalıyız, yetki ve gücünü istismar eden güvenlik güçlerinin tutuklama ve yargılandığını görmeliyiz, ve kentsel planlama konularında bir uzlaşma sağlandığını görmeliyiz. Ve çok şey istemiyoruz. Tüm istenilen kentsel planlama sorunları ile ilgili modern standartlar içinde kamuya danışılmasıdır.

Siz başlangıçta AB’nin AKP’yi ödüllendirdiğini söylediniz. AKP tarafından aldatıldığınızı ya da istismar edildiğinizi mi hissediyor musunuz?

Hayır AB’nin kendisinin de bir çok hata yaptığını düşünüyorum. Katılım müzakereleri kararı samimi değildi ve Almanya, Fransa, Yunanistan, Kıbrıs, Avusturyalılar, Slovaklar’ın karşı çıktığı ve halen karşı olduğu Türk uyeliği, AB konseyini birleştiremedi.

Yani katılım müzakerelerinin en başından başlanmaması gerektiğini mi söylüyorsun?

Hayır, bunu demiyorum, ben bir riskti ve olmadı diyorum. Ben üyelik müzakerelerinin açılması ile herkesin birbirleriyle bir mütabakat etrafında buluşacağını umdum. Yani “Avrupa Birliği müktesabatını” tartışma deneyimi ve Türkiye’de uygulama çalışmaları hem Türkiye’de Avrupa Birliği konusunda hem de Avrupa’da Türkiye konusunda modern ve Avrupayi uzlaşmaya neden olur diye umdum. Ama bu olmadı.

Ama AB birçok hata yapmış değil mi? Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutmadı ve Türkiye’ye bağlı olan sorunlar ile ilgili olan bölümler bloke edildi.Bütün bunlar doğrudur. Ben her zaman açık olarak belirttim, konsey taahhütleri yerine getirmekte başarısız oldu, aynı zamanda gerçek bir Avrupa ruhu içinde hareket etmekte başarısızdı, ve aslında yabancıya, İslam’a karşı önyargı ile hareket etti.

Ve AKP reformlar ile ilgili olarak hiçbir şey yapmadı da demiyorsunuz öyle mi?

Aslında öyle demiyorum. İlk yıllarda gönderilen olumlu sinyallerden dolayı benim hayal kırıklığım daha da büyük.

Gizli gündemleri olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Ben komplo teorilerine inanmıyorum. Ben değiştiklerini düşünüyorum ve güç insanlara bunu yapar. Hükümet de eski bir parti olarak eğer değişmeseydi bu bir sürpriz olurdu.

AB’ye demirlemiş olarak kalması Türkiye için önemli değil mi?Ben Sayın Erdoğan’ın AB ile birlikte çalışmak için en ufak bir niyeti olduğunu düşünmüyorum. Onun gerçekten AB’nin ne olduğunu anladığını da sanmıyorum. O AB’yi üyesi olmak istediği bir kulüp olarak görüyor. AB’nin aslında, federal çoğulcu, laik ve geniş kapsamlı bir hükümet sistemi olduğunu anlamıyor. Türkiye ve Avrupa arasındaki engelleri kaldırmakla ilgili bir şey bu. Türk halkının ve çeşitli gelenekleri, tasarrufları, duygu ve özlemleri olan Avrupalılar ile entegrasyonudur. Bu Avrupa gelenekleri, muhafazakar bir Türk olarak Erdoğan’ın sevmediği gelenekler, ve Erdoğan bunda yanlız da değil.

Sayın Bağış hakkında görüşleriniz nelerdir?

Onun neden müzakerelerden sorumlu bakan olduğunu hep merak ettim. Ben onun bu işi çok iyi ele aldığını düşünmüyorum. Belki de İstanbul belediye başkanı olmak gibi aklında başka bir şey var. Bu bakanlığı sanırım kariyerinde başka bir alanda ilerlemek için kullanıyor diye düşünüyorum.