2500 yıllık efsanevi şehir: VARANASİ

Salı, 13 Ekim 2015 14:35

Varanasi’ye Katmandu’dan 24 saatlik hayli meşakkatli bir yolculuk sonrası sabahın ilk ışıklarında ulaşıyoruz. Keçilerle yaptığımız otobüs yolculuğu mu, üç tekerlekli bisiklet taksilerle yaptığımız sınır geçişi mi, yoksa ilk defa bindiğimiz şenlikli Hint treni mi daha enteresan emin değilim. Türkiye’den ayrılıp dünya turu hayalinin peşinden yola düşeli iki ay olmuş, yollar bedenimi yorsa da kafam
oldukça rahat, huşu içindeyim.

2500 yılı aşkın süredir insanların devamlı olarak yaşaya geldiği dünyanın en eski şehirlerinden birisi olan Varanasi`deyiz. Buraya geldiyseniz şaşırmaya, korkmaya, üzülmeye, şükretmeye ve daha pek çok şeye hazırlıklı olmalısınız. Hindistan zaten baş döndürücü bir yer ama Varanasi sanki başka bir gezegen. Mark Twain’in sözleriyle: ‘Tarihten, gelenekten, efsanelerden hatta bunların toplamından iki kat daha eski!’
11746917913_5d9425f220_oSPOT: VARANASİ SESLER KOKULAR VE RENKLER CÜMBÜŞÜ

İstanbul’umuz en az bu kadar eski diyebilirsiniz ama sanırım mesele burada zamanın donmuş olması; bin senelik ritüellerin, geleneklerin bugün aynen süregelmesi. Şehirde yürürken kendinizi zaman yolcusu gibi hissederseniz şaşırmayın, insanların kıyafetlerinden yedikleri içtiklerine, ulaşım araçlarından  evlerine tapınaklarına ve hatta tanrılarına kadar sanki her şey başka bir zamandan çıkmış gibi.  Evet, inanılmaz pis, inek dışkılarına basmadan yürümek için ciddi çaba gerekiyor, bazen fena kokuyor, titiz insanları epey huzursuz eder. Bununla beraber, burada geçirilecek bir kaç günün yaptırdığınız bir dövme gibi aklınıza kazanacağı garantili.

Hindu tanrısı Şiva’nın şehri olarak kabul edilen Varanasi’nin ismini Ganj nehrine birleşen Varuna ve Asi isimli iki nehirden aldığı düşünülüyor. Varanasi’yi turist mekkesi yapan en özel şey kuşkusuz Ganj`a uzanan merdivenleri, yani gatları. Bu merdivenler sokakları Ganj’a bağlıyor, su seviyesi ne olursa olsun insanlar merdivenlerden inip Ganj`a dokunabiliyor, hayata dair her şey nehrin eksenine kurulmuş gibi.

Bizim Varanasi macerası da işte bu gatlara nazır Vishnu Resthouse isimli pansiyonu aramayla başlıyor. Arkadaşlarımızın tavsiye ettiği bu mekana trenden iner inmez, sabahın köründe telefon açıyoruz, pansiyondaki görevli bize bir buluşma noktası veriyor ve orada beklememizi tembihliyor. Tren garının önünden rikşa denilen üç tekerlekli bisiklet taksiye binip, buluşma noktası olan bir okulun önünde beklemeye başlıyoruz. Pansiyonun yardımcısı beyaz tek parça uzun bir kumaşın vücuda sarılmasından oluşan geleneksel kıyafeti ile geliyor, o önde biz arkada daracık sokaklarda pansiyonun yolunu tutuyoruz. Sokaklar en son geçen yüzyıl temizlenmişe benziyor, bu arada karşımıza çıkan ineklere yol vermeyi de ihmal etmiyoruz. Ganj nehrinin kıyısına açılan bu sokaklarda adres bulmak yabancılar için çok zor. Bir de kalacağımız pansiyon popüler olunca aynı isimle sahteleri açılmış etrafta, ara da bul orjinalini. Adamlar o yüzden müşterilerini önden karşılamaya başlamışlar.

Pansiyon öyle lüks bir yer olmasa da buradaki standartlara göre fiyat performans gayet iyi. Bir kere acayip bir Ganj manzarası var; verandada oturuyoruz, güneş nehri turunculara boyamış, ağır ağır geçen kayıklar, uçuşan kuşlar bize yeni günü müjdeliyor. Pansiyonun içinde bir Hindu tapınağı olması da bonus oluyor, bir çocuk tütsülerin içinde dualar okuyor. Artık rüyayla gerçeklik birbirine karışıyor, yol yorgunluğu mu yoksa tütsüler mi çarpıyor emin değilim.

11747524276_969b6a6a45_oSPOT: VARANASİ DUYU ORGANLARINIZA YAPILAN BİR BOMBARDIMAN GİBİ

Biraz kestirdikten sonra nehrin kenarından uzayıp giden gatlarda bir aşağı bir yukarı yürüyoruz, daha önce gördüğüm hiçbir yere hatta zamana benzemiyor burası. Ganj, hem Hindular hem de Budistler için oldukça kutsal bir nehir. Sabah banyosunu ve meditasyonunu burada yapmak onlar için bir ayrıcalık. Gatlarda yürürken banyo yapanları, çamaşır yıkayanları, kriket oynayanları, meditasyon yapanları izlerken büyüleniyoruz, iki masala çay söyleyip merdivenlerde yerimizi alıyoruz. Masala çay Hindistan’ın milli içeceklerden birisi; çay, süt, tarçın, zencefil, karanfil, karabiber, kaküle ve şekerden yapılıyor. Hindistan’da baharat tutkusu çayda bile kendini gösteriyor.

Kuruması için yere serilmiş rengarenk çamaşırların yanından geçen inekler, tek sandalyelik seyyar berberde sabah tıraşını olan adamın köpüklü yüzlü, kayıkların suya batıp çıkan kürekleri, koşuşturan köpekler ve çocuklar, merdivenlere vura vura yıkanan çamaşırlar ve bütün bu haraketin ortasında meditasyon yapan insanlar başımı döndürüyor.

12381007285_083e28e882_oSPOT: TURUNCU BİR KIYAFETLE DOLAŞAN SADULAR SADECE HALKTAN ALDIKLARI YEMEK YARDIMIYLA YAŞIYORLAR!

En etkileyicisi ise elini eteğini dünya işinden çekmiş Hindu dervişleri sadular. Turuncu bir kumaştan oluşan kıyafetleri ve ellerindeki sefer taslarından başka hiçbir şeyleri olmayan sadular sadece halktan aldıkları yemek yardımıyla yaşayıp gidiyorlar.  Tanrıya adadıkları hayatları meditasyon yoluyla ruhlarını özgürleştirmeye çalışarak geçiyor. Yalnız burası turistik olduğu için pek çok yalancı sadu olduğunu da söylemeliyim, normalde bağış olarak para kabul etmezlerken burada fotoğraf için para isteyenler ya da sizinle konuşup, sizi kutsamaya çalışarak bahşiş peşinde olanlar az değil.

11746677055_241a5d6e2b_oSPOT: ŞEHİRDE SPİRİTÜEL BİR HAVA OLSA DA ÇOĞU İNSANIN AKLINDA OLAN TEK ŞEY PARA!

Yürüyüşümüz en büyük kremasyon gatı olan Manikarnika’da son buluyor. Burası insanın ölümle barışabileceği ender yerlerden birisi. Hindular ölülerini gömmek yerine yakmayı tercih ediyor. Bunda temel sebep ruhun bedenden ayrılmasını ve eski yaşamının izlerini silmesini kolaylaştırmak. Bu şekilde reankarnasyon ile tekrar temiz bir başlangıç yapabileceklerine inanıyorlar. Ben de bugün hayatımda ilk defa kremasyon görüyorum. Bünye bunu hemen kaldıramıyor söyleyeyim. Dumanların arasında erkeklerden oluşan bir kalabalık, bir tarafta odun yığınları ve turuncu kumaşlara sarılı ölmüş insanların bedenleri. Merdivenlerinde
yürürken hemen bir çocuk yanımıza gelip bahşiş karşılığı bize rehberlik teklif ediyor, her ne kadar akılcı olmasa da, buradaki terk edilmiş bir binanın üçüncü katındaki balkona çıkıyoruz, gördüğümüz sahne karşısında hisler çok karışık ve güçlü, aynı anda dört beş kişinin kremasyonu var. Çocuk bize çeşitli bilgiler veriyor. Burada ölmenin ve Ganj kıyısında yakılmanın mükâfatının samsaradan yani reenkarnasyon zincirinden kopup ruhu ebedi özgürlüğe kavuşturmak olduğunu, bu sebeple ülkenin dört bir yanından ölmeyi bekleyen yaşlı insanların buraya geldiğinden bahsediyor ve hemen arkada yerde oturan teyzeleri örnek olarak gösteriyor. Burada fotoğraf çekmek kesinlikle yasak deseler de, rehber çocuk gittikten sonra, fotoğraf çeken Hintlileri görünce dayanamayıp telefondan güya çaktırmadan bir kare alıyorum. Meğer arkamızdaki teyzeler ajanlık yapıyormuş. İki dakika sonra kaşları ateşten yanmış deli gözlerle bakan bir adam gelip, karmayı bozduğumu ve başıma kötü şeyler geleceğini, kendimi affettirmem gerektiğini filan söylüyor. Başta biraz tırssam da tek istediğinin para olduğunu anlayınca kızıyorum, beş lira gibi bir para verip olay yerinden kaçıyoruz, adamlar peşimizi bir süre bırakmıyorlar. Sonra internetten öğreniyorum ki bu oyunlarla turistlerden epey para topluyorlarmış. Bütün şehir spiritüel bir havaya bürünmüş olsa da çoğu insanın aklında ve dilinde olan tek şey para. Yüzde 70`lere varan işsizlik oranı olan bir şehirden bahsediyoruz.

Kremasyon alanının 20 metre ilerisinde banyo yapanları 10 metre gerisinde çamaşır yıkayanları görmek ilk başta absürt geliyor, ama Varanasi`de absürt o kadar çok şey oluyor ki bir noktada herşey absürtlüğünü yitiriveriyor. Saygısızlık olacağı için terlikle Ganj`a ayak sokmak yasak ama kanalizasyon Ganj’a veriliyor.

SPOT: VARANASİ AYAĞINIZA GELEN BİR ŞÖLEN!

Akşamları yapılabilecek en güzel aktivite Dasashwamedha gatındaki aarti törenini izlemek, Ganj’a adanan bu ritüelde ellerinde kandiller olan delikanlılar müzik eşliğinde dans ediyorlar. Çoluk çocuk pek çok Hintlinin, pek çok satıcının ve turistin toplandığı bu cümbüşü kaçırmamak gerek.

En kutsal Hindu tapınaklarından birisi olan Vishwanath’a diğer öne çıkan yerlerden. Yalnız tapınak daracık sokakların ortasında kaldığı için ne altın kubbesini görebildik ne de Hindu olmadığımız için içine girebildik. Varanasi’de dört gün kaldık. Bu süre zarfında bazı Hindu tapınaklarına, şehrin üniversitesine, uzak ucundaki kalesine, Müslüman mahallesine camilerine, çarşılarına pazarlarına gittik. Şunu söyleyebilirim ki; Varanasi`de yapılacak
en güzel şey gatlarda oturup geleni gideni, olup biteni izlemek, o anlamda Varanasi ayağınıza gelen bir şölen!

Hazırlayan: LALE ÇİZMECİ ENDER

Yazının tamamı ve Dipnot Tablet’in 238. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play