DİPNOT TABLET SİNEMA YAZARI ALİ ARIKAN "KÖSTEBEK" FİLMİNİ YAZDI
Bugün vizyona giren Köstebek filmini Dipnot Tablet sinema yazarı Ali Arıkan derginin 38. sayısında sizler için yazmıştı.
İşte Ali Arıkan'ın o yazısı:
John le Carré’nin Türkçe’ye “Köstebek” ismiyle çevrilen kitabı “Tinker, Tailor, Soldier, Spy,” sadece çok iyi bir casus hikâyesi değil, 20. Yüzyıl’ın da en iyi romanlarından biridir. Yazarın önceki hikâyelerinin kenarlarında görünen İngiliz gizli servis ajanı George Smiley’nin, MI6’in en üst kademelerindeki Sovyet köstebeğini bulma çabalarını anlatan eser, ismini Smiley’nin başdüşmanı Sovyet ajanından alan Karla Üçlemesi’nin de ilk kitabıdır. Daha önce 1979’da BBC tarafından mini dizisi yapılmış, George Smiley’yi de Alec Guinness oynamıştı. Hem kitap hem de BBC dizisi gibi, İsveçli yönetmen Tomas Alfredson’ın çektiği ve bu hafta Amerika’da vizyona girecek olan yeni film versiyonu da harika.
le Carré’nin kitaplarında George Smiley, James Bond’un tam zıttıdır. Orta yaşlı, içine kapanık, üzgün bir devlet memuru olan Smiley aynı zamanda MI6’in en zeki ve en başarılı ajanlarından biridir. İlk kitapta Smiley’i üstlerinden biri, “Şeytan gibi kurnaz ama bir bakire gibi vicdan sahibi” diye tanımlar. Metod ve tekniğe önem verir Smiley, eski usul çalışır, şiddetten hoşlanmaz. Kadınlarla arası bir İngiliz centilmeninin göstermesi gereken saygıdan öteye gitmez; öyle ki, belki de bu sebepten dolayı da isterik karısı Anne onu her fırsat bulduğunda boynuzlar. “Tinker, Tailor, Soldier, Spy” romanı yavaş ama kararlı ilerleyen bir soruşturma hikayesidir. Arada şiddet ve hatta vahşet olsa da genel olarak Somerset’te bir belediyede yapılan yolsuzluğu araştıran müfettişin başına gelenler gibi bir havası vardır.
Filmde, yönetmen olarak yine müthiş bir iş çıkaran Alfredson da işte kitabın özündeki bu sükunetin önemini çok iyi kavramış. Hüznün de ötesinde filmde bir melankoli var; yavaş yavaş bir çöküş ve rüzgarla birlikte dağılan küller gibi anlamsız bir yokoluş. İkinci Dünya Savaş’ından sonra eski gücünü yitiren İngiltere’nin trajedisi hem gri göklerden hem de Gary Oldman’ın incelikle canlandırdığı Smiley’nin yüzünden okunuyor.
Yıl 1974 ve MI6’in “Control” lakaplı başkanı (John Hurt), gizli servisin pis işlerini yapan ajanlardan birini (Mark Strong) Batı’ya sığınmaya çalışan Macar bir generalle buluşmaya Budapeşte’ye gönderiyor. Asıl amaç, MI6’teki köstebeğin kim olduğunu bulmak. Operasyon başarısız oluyor. Hem Control hem de sağ kolu Smiley de MI6’ten uzaklaştırılıyor çünkü kimse bir köstebek olduğuna inanmıyor ve gizli servisin başına, Control’le daha önce bir türlü geçinemeyen dört süper casus geliyor. İstihbarattan sorumlu Başbakanlık müsteşarı (Simon McBurney), MI6’te gerçekten bir köstebek olduğuyla ilgili önemli bir bilgi alınca, Smiley’ye konuyu araştırma görevini veriyor. Ve bulmaca da yavaş yavaş çözülmeye başlıyor.
Alfredson’ın yarattığı dünya, David Fincher’ın Zodiac’ında olduğu gibi analog. Telefonlar dinleniyor, analog teyplere kaydedilmeden önce sıra sıra sekreterler duyduklarını not defterlerine yazıyorlar. Teleks ve telgrafla bilgiler dağıtılıyor; evlere giriş ve çıkışlar, eşiklere konulan küçük tahta parçalarıyla kontrol ediliyor.
Yetmişleri hatırladığımızda aklımıza gelen o mat, pastel tonlarla sarılı her taraf. Öyle ki, yetmişler bir zaman dilimi olmaktan çıkıp, hayallerin bittiği, elle tutulamayan bir durum gibi sunuluyor. Öyle ki, Londra, Budapeşte ve İstanbul’un arasında neredeyse hiç fark yok. Hava her zaman bulutlu, her şey sıkıcı, her şey gri (Bu arada inanılmaz gerçekçi bir 70’ler İstanbul’u var filmde).
Köstebeğin kim olduğu Hitchcok’un deyimiyle bir MacGuffin. Film daha çok insanların kişisel çöküşleri, geçip giden iyi zamanlar ve hayatın anlaşılmazlığı üzerine kafa yoruyor. Hepsi çok ama çok iyi aktörlerin, bir bakışları, iki tane hiçbir zaman birlikte olamayacak aşığın birbirlerine son bakışı, hayal kırıklıkları, kimin köstebek olup olmadığından çok daha önemli. Nasıl Alfredson’ın “Let the Right One In’i” vampir filmi kisvesiyle iki çocuğun yalnızlığını anlatıyordu, bu film de aslında insanların yalnızlığı üzerine bir deneme.
Kitapta da olduğu gibi flashback’lerle bezili filmde Alfredson sıklıkla olaydan birkaç sene önceki bir Noel partisine dönüyor. Yüzeyde herkes mutlu, herkes gülüyor, Smiley bile eğleniyor. Lenin maskesi giymiş bir Noel Baba, casuslara Sovyet Milli Marşını söyletmeye başladığında ajanlar, Kızıl Ordu Korosuna taş çıkartırcasına kendilerinden geçiyorlar. Ama o capcanlı yüzeyin altında, bir şeyler çürüyor. Tam anlamıyla mükemmel bir sahne bu. “Tinker Tailor Soldier Spy” da tam anlamıyla mükemmel bir film.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Dipnot.tv'ye aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
aliarikan@dipnot.tv
etiketler:
Ali Arıkan,
film,
köstebek