2015’te hangi filmleri izleyeceğiz?

Pazartesi, 5 Ocak 2015 14:23

2015’in sinemayla ilgili belki de en ilgi çekici tarafı Geleceğe Dönüş serisinden kaynaklanır. Robert Zemeckis’in üçlemesinin ikinci filminde Marty McFly ve Doc Emmett Brown, Marty’nin çocuklarını kurtarmak için 2015 yılına seyahat ederler. Gelecekte neler yoktur ki? Kendiliğinden insanların üstüne oturan giysiler, fırına koyduktan sonra birkaç saniyede tüm aileyi besleyecek minyatür pizzalar, çöpü nükleer füzyona dönüştüren küçücük motorlar… Belki de bunlardan da önemli ve benim neslimin aklında en fazla kalan iki detay: Uçan arabalar ve havada süzülebilen kaykaylar. Marty ve Doc’un 2015’te ziyaret ettiği tarihin tam olarak 21 Ekim olduğunu düşünürsek, bilim adamlarının bu müthiş icatları yapmak için çok az vakitleri olduğunu görüyoruz. Bol şans, zamane Einstein’ları. X Nesli iyi haberlerinizi bekliyor.

İşte 2015’te vizyona girmesi beklenen filmler. Aşağıdaki listeyi ABD ve uluslararası vizyon tarihlerine göre aldım; Türkiye’de bazılarının gösterime girmesi 2016’nın ilk aylarını bulabilir.

Star Wars: The Force Awakens

2015’te Star Wars destanının yönetmenliğini JJ Abrams’ın üstlendiği yeni bölümünden çok daha iyi birçok film olacağı kesin. Bunu baştan teslim ediyorum. Ama benim için 2015 deyince beklentilerimin ilk sırasında The Force Awakens geliyor. Jedi’ın Dönüşü’nden 30 sene sonra geçen hikayede, klasik üçlemenin efsanevi kahramanları Luke, Leia ve Han Solo, yeni filmlerin baş karakterleri Finn (John Boyega), Rey (Daisy Ridley) ve Poe Dameron (Oscar Isaac) ile beyazperdeyi paylaşacak. Kasım’ın sonunda yeri yerinden oynatan fragmanında ayrıca yeni üçlemede kahramanlarımıza musallat olacak şeytani Sith Kylo Renn’i (Adam Driver) de arkadan gördük. Fragmanın geride bıraktığı soru işaretleri iştahımızı kabarttı. Aralık 2015’i tüm Star Wars hayranları gibi ben de iple çekiyorum.

St. James Place

Soğuk Savaş’ın her dönemi çok hareketli geçmiş olsa da, 1950’lerin sonu, 60’ların başının yeri ayrı. Polonya isyanı, Macar devrimi ve sonrasında Budapeşte’ye giren Sovyet tankları. Amerikan ve Rus kuvvetlerinin Checkpoint Charlie’de burun buruna geldikleri Berlin krizi. Küba devrimi, Domuzlar Körfezi ve sonrasında Küba Krizi. Soğuk Savaş’ın sıcak bir hal almaya en yakın olduğu zamanlardı bunlar. Steven Spielberg’ün yeni filmi St. James Place de yine bu dönemin en gergin olaylarından biri olan U-2 krizini konu alıyor. 1960 Mayıs’ında Sovyetler üzerinde vurulup düşürülen Amerikan U-2 casus uçağının pilotu Gary Powers’ın iadesi için müzakere yapma görevi verilen avukat James Donovan’ı Tom Hanks oynuyor. Senaryoysa Matt Charman ve Coen Kardeşler’e ait.

In the Heart of the Sea

Nathaniel Philbrick’in 2000 senesinde yazdığı kitap İngiltere’de 2001 yılında yayınlanmış; ben de Kasım’ın soğuk bir Cumartesi’si bir oturuşta okumuştum. Beni acayip etkileyen kitaplardan biridir. Yıl 1820. Essex adlı bir balina avlama gemisi, Pasifik Okyanusu’nda dev bir ispermeçet balinasının saldırısına uğruyor ve paramparça oluyor. Faciadan kurtulanlar filikalarla Güney Amerika’ya ulaşmaya çalışıyor ama açlık ve susuzluk başlarına daha da büyük felaketlerin gelmesine yol açıyor. Moby_Dick’e de ilham kaynağı olan bu gerçek hikâyeyi Ron Howard yönetti; başrollerdeyse Chris Hemsworth, Cillian Murphy ve Tom Holland var.

Blackhat

Başrolünde Chris Hemsworth’ün olduğu bir gerilim daha. Avengers’ın ikinci bölümünde yine Thor’u oynayacağını da düşünürsek 2015’ta bol bol Chris Hemsworth izleyeceğiz. Michael Mann’in yönettiği film, efsanevi bir siber teröristi yakalamak için işbirliği yapan Amerikan ve Çin güvenlik güçlerinin maceralarını anlatıyor. Analog yerine dijitale her zaman gereğinden fazla önem veren ve saygı gösteren Mann yıllar sonra gönlünü verdiği forma uygun bir hikâyeyi filme alıyor. The Interview çevresinde dönen siber korsanlık geyikleri de filme iyi reklam oldu bu arada.

Crimson Peak

Guillermo Del Toro’nun yapımcılığını üstlendiği vampir dizisi The Strain geçen senenin en kötülerinden biriydi. Daha önce Oscar’a aday olmuş bir yazar arkadaşımla havadan sudan konuşurken laf bu diziye geldi. Arkadaşım da “Guillermo o kadar sıkıcı ki yarattığı hayal kırıklıkları bile tek düze.” Bunun del Toro’nun İngilizce dilindeki filmlerine de birebir uyduğuna katılıyorum. Peki o zaman Crimson Peak neden farklı olabilir? Çünkü ilk defa del Toro İspanyolca çektiği filmler gibi daha kişisel, daha küçük, daha dizemli bir film çekti. Viktorya zamanında geçen bir hayalet hikayesi. Karanlık gölgeler, çıtırdayan tahta merdivenler, avına odaklanmış bir vahşi hayvanın gözlerini andıran dev pencereler, vs. Başrolde de Jessica Chastain var ki tadından yenmez.

Everest

Dünyanın en güzel isimlerinden birine sahip İzlandalı yönetmen Baltasar Kormákur, Hollywood’da beklediği başarıyı bir türlü yakalayamadı ama şeytanın bacağını bu filmle kıracak gibi. 1996 Everest Faciası’nı anltan yeni filminin başrollerinde Jake Gyllenhaal, Keira Knightley, Josh Brolin, Jason Clarke, John Hawkes ve Sam Worthington var. Dünyanın en yüksek zirvesine aynı anda tırmanmaya çalışan iki ticari dağcı grubun başına gelenler, 2014 yılına kadar Everest’te yaşanan en kötü faciaydı.

The Revenant

Michael Punke’ın 2003 tarihli aynı adlı romanının kelime anlamı “ölümden dönen”e tekabül ediyor. İlk çıktığında çok tutulan bu Western, 19. Yüzyılda geçen bir intikam hikayesi. Kürk için hayvanları tuzağa düşüren Hugh Glass ve üç arkadaşı bir ayının saldırısına uğrarlar. Saldırı sonucu Glass çok ağır yaralanır; arkadaşları da hem soğuktan hem de etraflarını saran hayvanlardan kurtulmak için onu orada bırakırlar. Fakat Glass ölmez ve ona ihanet eden yoldaşlarından intikam almak için yola koyulur. On yılı aşkın bir süredir yapım sürecinde olan filmin yönetmeni Alejandro González Iñárritu. Hugh Glass’ı Leonardo DiCaprio oynuyor; diğer rollerdeyse Tom Hardy, Will Poulter ve Domhnall Gleeson var.

Hazırlayan: ALİ ARIKAN

Devamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

Get-it-on-Google-Play